ÜÇ DÖNEM, ÜÇ GAZETE, ÜÇ GAZETECİ
OSMANLI DÖNEMİ
• ALİ KEMAL
1867 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ali Rıza’dır. Babası Kumcular esnafına kahyalık yapan Hacı Ahmed Rıza idi. İstanbul’da Mülkiye Mektebi’ne girdi. Dört yıllık dönemin son yılında buradan ayrılarak Fransızcasını ilerletmek amacıyla 1886’da Paris’e gitti. Ertesi yıl Fransa’dan Cenevre’ye geçti ve 1888’de İstanbul’a döndü. Yeniden Mülkiye Mektebi’ne başladı ve okulun son sınıfına geldiği sırada, tahrikçiliği yüzünden Temmuz 1889’da Halep’e sürgün edildi. Orada kaldığı yıllarda Halep İdadisi’nde Türk Dili ve Osmanlı Edebiyatı hocalığı yaptı. Halep’teki durgun hayata fazla dayanamadı ve önce İstanbul’a döndü; ancak başka bir yere sürüleceğini anlayınca Jön Türkler’ in bir çeşit karargahı haline gelmiş bulunan Paris’e tekrar gitti (1894). Jön Türkler ile 2. Abdülhamit arabulucu bir çizgi izlemeye çalıştı. Bu arabuluculuk rolünü hafiyelik noktasına vardırdığı sonradan ortaya çıkmıştır. Bir yandan da gazetecilik yapıyor, İstanbul’daki İkdam gazetesine Paris izlenimlerini anlatan yazılar ve çeviriler gönderiyor, bir yandan da Siyasal Bilgiler okuyordu. İkdam’da kendi röportajlarıymış gibi kaleme alınmış pek çok yazının Fransız basınından çeviriden ibaret olduğunu sonradan Hüseyin Cahit tarafından ortaya çıkarılmış, ve bu hadise ikisi arasında Ali Kemal’in ömrünün sonuna kadar sürecek bir polemiğin başlamasına neden olmuştur. Jön Türklerle ilgili çabalarının karşılığını bağışlanmak ve 1897’de Brüksel Elçiliğinde ikinci katipliğe atanmak suretiyle aldı. Ne var ki, huzursuzluk burada da yakasını bırakmadı. İttihatçılardan çekindiği için İstanbul’a dönmedi. 1899’da Siyasal Bilgiler diplomasını alması sonrasında, II. Meşrutiyet’in ilanına kadar Mısır ve Londra’da yaşadı. Bu dönemde bir İngiliz hanımla evlendi. II. Meşrutiyet’in ilanından bir gün önce İstanbul’a döndü.
Döner dönmez yeni eleştiri hedefini İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak belirledi ve İkdam gazetesinde Cemiyet’e karşı ağır eleştiriler içeren başyazılar yazmaya başladı. Bir yandan da Darülfünun’da Edebiyat Fakültesi’nde siyasi tarih dersleri veriyordu. Ali Kemal’in akıbetini hazırlayan gerçek kişiliği bu dönemde ortaya çıkmıştır. Hemen bütün çevresiyle sürekli kavga halindeydi. Sınıfta öğrencilere Fransa’daki siyasal liberalizmi hararetle övüyor, kendisiyle aynı fikirde olmayan kişilere şiddetle saldırıyor, gençlerin öfkesini bunlara yöneltmeye çalışıyordu. Ali Kemal’in tahrikleri 31 Mart Olayı ile zirvesine ulaştı. Kışkırttığı öğrencileri Babıali Yürüyüşü olarak anılan hadiseye sebebiyet verdiler. Gelişmelerin 31 Mart ayaklanmasına dönüşmesi üzerine olayları bastırmak üzere Selanik’ten gönderilen Hareket Ordusu İstanbul’a gireceği sırada Ali Kemal yeniden Paris’e kaçmak zorunda kaldı (1909). Bu arada Mülkiye’deki görevine son verilmişti.
Ali Kemal İngiliz Muhipler Cemiyetini kuranlardandır. Parti için Peyam gazetesini çıkarmaya, siyasi mücadelesini burada sürdürmeye başladı. Mülkiyedeki hocalığı da geri verilmişti. I. Dünya Savaşı’nın başladığı sıralarda gazetesini kapatmak zorunda kaldı. 23 Ocak 1913’te İttihat ve Terakki’nin gerçekleştirdiği askeri darbe olan Babıali Baskını’ndan sonra tutuklandı. Serbest bırakılınca Viyana’ya gitti. I. Dünya Savaşı bitmeden Türkiye’ye döndü, fakat herhangi bir siyasi faaliyette bulunmadı. Bu tutumu İttihat ve Terakki liderlerinin bir Alman denizaltısına binip Türkiye’den kaçışına kadar sürdü (1918).
14 Ocak 1919’da yeniden faaliyete geçen Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın ilk kurucu ve yöneticileri arasında yer aldı. Parti için Peyam gazetesini çıkarmaya, siyasi mücadelesini burada sürdürmeye başladı. [4 Mart] 1919’da işbaşına gelen Damat Ferit Paşa hükümetinde Maarif Nazırlığı (Eğitim Bakanlığı); 15/16 Mayıs 1919’da önce istifa eden ve hemen sonra yeniden kurulan ikinci Damat Ferit Paşa hükümetinde ise Dâhiliye Nazırlığı görevini üstlendi. 26 Haziran 1919’da görevinden istifa etti. Hem bakanlık görevi sırasında hem de daha sonra (Peyam ve Sabah gazetelerinin birleştirilmesiyle kurulmuş) Peyam-ı Sabah gazetesinin başyazarlığını yaptı. Yazılarında Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı Anadolu hareketini de İttihat ve Terakki gerçekleştirdiği bir başka macera olarak tanımlayıp, şiddetle karşı çıktı ve bu karşıtlık ağza alınmayacak hakaretler seviyesine vardı. Mustafa Kemal’in ordudan azlini sağladı.
4 Kasım 1922 günü, Teşkilat-ı Mahsusa mensubu birkaç kişi Ali Kemal’i Tokatlıyan Otelinde gittiği berber dükkanından kaçırarak İstiklal Mahkemesi’ne çıkarılmak üzere Ankara’ya götüreceklerini bildirdiler. Gerçekte ise Ali Kemal, İzmit’te bölge kumandanı Sakallı Nurettin Paşa’ya teslim edildi. Nurettin Paşa ile görüştükten sonra dışarı çıkarken kumandanlık karargahı önünde bekleyen ahali tarafından linç edildi. (6 Kasım 1922).
Ali Kemal’den alıntılar
• “Milli Hareketin foyası nasıl meydana çıktı. Bize teselli veren Anadolu halkının bunlara (Mustafa Kemal ve arkadaşları) arka çıkmamasıdır.” (13 Eylül 1919, Peyami Sabah)
• “Teşkilatı Milliye sergerdeleri, bu mahluklar kadar başları ezilmek ister yılanlar tasavvur edilemez. Düşmanlar onlardan bin kerre iyidir.” (23 Nisan 1920, Peyami Sabah)
• “Düveli Muazzama ile eski dostluğumuzu devam ettirseydik, değil İzmir’den hiçbir taraftan mahrum kalmayacaktık. İtilaf devletlerinin itibarını mütarekeden beri cidden kazansaydık, artık bu topraklarda ittihatçı olmadığını ispat edebilseydik, daha uygun sulh şartları elde edecektik.” (19 Şubat 1920, Peyami Sabah)
• Dahiliye Nazırı sıfatıyla çektiği 23 Haziran 1919 tarihli ve 84 sayılı şifreli telgraf:
“Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla birlikte günün siyasetini pek bilmediği için, olağanüstü sayılacak vatanseverlik ve gayretine rağmen, yeni görevinde asla başarılı olamadı. İngiliz Olağanüstü Temsilcisi’nin istek ve ısrarıyla görevden alındı; bundan sonra yaptıkları ve yazdıkları ile de bu kusurlarını daha çok açığa vurdu. Redd-i İlhak Cemiyetleri gibi, Balıkesir ve Aydın dolaylarında Müslüman halkı boş yere kırdırmaktan ve bu fırsattan yararlanarak halkı haraca kesmekten başka iş görmeyen emirsiz, saygısız ve kanunsuz olarak kurulan bazı hey’etler için öteden beri çektiği telgraflarla siyasî hatâsını idarî yönden de artırdı. Kendisinin İstanbul’a getirilmesi Harbiye Nezareti ile ilgili bir iştir. Ancak, Dahiliye Nezareti’nin size kesin emri, artık o zatın görevden alınmış olduğunu bilmek, kendisi ile hiçbir resmî işleme girişmemek, hükûmet işleri ile ilgili hiçbir isteğini yerine getirmemektir. Bu genelgeye uygun hareket etmekle ne gibi sorumlulukların giderilmiş olacağını takdir buyuracağınızdan eminim. Ayrıca, bu önemli ve tehlikeli günlerde memur, halk, her Osmanlı’ya düşen en büyük görev, barış konferansınca geleceğimiz üzerinde karar verilirken ve beş yıldır yaptığımız deliliklerin hesapları görülürken, artık aklımızı başımıza devşirdiğimizi göstermek, akıllıca ve tedbirlice davranışları benimsemek, parti, mezhep, ırk ayrılıklarını gözetmeksizin her ferdin hayatını, malını, ırzını koruyarak, medenî dünyanın gözünde bu memleketi bir daha lekelememek değil midir?”
Günümüzde Ali Kemal
Ali Kemal’in ilk eşi olan İngiliz hanımından olan öz torunu Stanley Johnson‘ın oğlu olan Boris Johnson İngiliz Muhafazakar Parti parlamenteri olup, bir dönem ‘The Spectator‘ dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yapmış ve 1 Mayıs 2008 tarihinde Muhafazakar Parti adayı olarak Londra belediye başkanlığı seçimini kazanmıştır.
Son olarak, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “meslek şehidi gazeteciler” listesi içinde yer almasıyla, ‘şehit’ sayılıp sayılamayacağına dönük tartışmaların alevlenmesiyle, Ali Kemal’in gündemdeki yerini 80 yıl sonra hala koruduğu görülmektedir.
• VOLKAN GAZETESİ
1908-1909 arasında İstanbul’da Derviş Vahdeti tarafından yayınlanan siyasi gazetedir.
İttihad-ı Muhammedi Fırkası’nın fikirlerini savunmuş ve fırkanın yayın organı kabul edilmiştir. 13 Nisan 1909 (Rumi 31 Mart 1323) tarihinde patlak veren 31 Mart İsyanını desteklediği bilinmektedir. Derviş Vahdeti 31 Mart isyanını bastırmak için gelen Hareket Ordusu başarılı olduğunda İstanbul’u terk ederek kaçmış, İzmir’de yakalanıp Divan-ı Harp’de yargılanıp idam edilmiştir. Volkan Gazetesi, 31 Mart isyanının bastırılıp isyana karışanlar ve destekleyenler tutuklanmaya başlayınca yayınlarına son vermiştir.
Gazetede 15 Aralık 1908 tarihinde çıkan yazıda İngiliz idaresinde ademi merkeziyetçi yönetim şekliyle Kıbrıs’ın küçük bir İsviçre olacağı savunulmuştur.
Volkan gazetesinde başta Derviş Vahdeti olmak üzere, Ömer Farukî Efendi ve Enderuni Lütfi Efendi de yazardı. Ayrıca Said Nursi de dışarıdan yazılar gönderirdi.
Gazeteden Alıntılar
8 Nisan 1909 tarihli Volkan’da yayınlanan bir yazıdan alıntı:
• İngiliz Hükümetinden, kuvvetli, mütefennin, her surette müterakki, hami-i insaniyet bir hükümetin mevcudiyetini hala mutasavver mir?
• Said Nursi’nin, İhtilal öncesinden başlayan yazı dizisi 13 Nisan 1919’a kadar devam etmiştir. Derviş Vahdeti’nin üslubundan dolayı bir yazısında kendisini uyarmıştır. “Biraderim Derviş Vahdeti Bey’e” hitabıyla başlar: “Edibler edepli olmalıdırlar. Hem de edeb-i İslamiyye ile müteeddib olmalıdırlar. Matbuat nizamnamesini vicdanlarındaki hiss-i diyanet tanzim etsin…” diyerek basının halkı tahrik edici muhtevadan kaçınarak, yapıcı bir rol oynaması gerektiğinden söz eder.
CUMHURİYET DÖNEMİ
• YUNUS NADİ ABALIOĞLU
1880’de Fethiye’de doğdu. Babası Fethiye eşrafından Abalızade Halil Efendi’dir. Tahsile Fethiye´de başladı. Rodos´da Süleymaniye Medresesi’nde okudu. Daha sonra İstanbul´a geldi. Bir süre Galata Sarayı Mektebi Sultanisi (Bugünkü Galatasaray Lisesi) ve Hukuk Mektebine devam etti. Aynı zamanda Malumat gazetesinde yazmaya başladı.
Hükümet aleyhtarı gizli bir cemiyetle ilgili görülerek Medilli kalesinde üç yıl hapse mahkum edildi (1901). Cezası bitince İstanbul´a geldi. İkdam, ve Tasvir-i Efkar gazetelerinde çalıştı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’yle yakın ilişkisinden ötürü, 1910’da bu cemiyetin Selanik´de yayımlanan organı Rumeli gazetesine başyazar oldu. 1912 Nisan-Ağustos tarihlerinde Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na Aydın Mebusu olarak girdi.
İstanbul´da 1918’de Yeni Gün gazetesini kurdu ve Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda İzmir Mebusu seçildi. Mütareke sırasında Anadolu’ya geçerek gazetenin yayımına Ankara´da devam etti. 1920’de Büyük Millet Meclisi’nde İzmir mebusu oldu. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924’te İstanbul´da “Cumhuriyet” gazetesini yayımlamaya başladı. Altıncı döneme kadar TBMM’de Muğla mebusu idi. 1945’te İsviçre’de vefat etti.
Yunus Nadi, İttihatçılık’tan geçerek Cumhuriyet devrinin önde gelen şahsiyetleri arasında yer alan nadir gazetecilerdendir. Basın ve siyaseti birlikte yürütmesi, üst kademedeki şahıslarla yakın ilişkileri devrinde itibarını ve gazetesinin güvenilirliğini arttırdı. Ölümünden sonra adına Yunus Nadi Armağanı düzenlenmeye başladı.
• SEBİLÜRREŞAD (SIRAT-I MÜSTAKİM)
II. Meşrutiyet’in ilanından itibaren Eşref Edip ve Mehmet Akif’in (Ersoy-İstiklal Marşı şairi) tarafından, İslamcılık düşüncesinin yayın organı şeklinde neşredilen ve ilk 182 sayıda “Sırat-ı Müstakim” (Dosdoğru Yol) adı ile çıkan Sebilürreşad Mecmuası, Cumhuriyet döneminde çok partili hayata geçiş sürecinde yine Eşref Edip’in öncülüğünde “Din hürriyetinin sembolü” olarak tekrar yayınlanmaya başlanmıştır. Takrir-i Sükun Kanunu ile birlikte, birçok gazete gibi 6 Mart 1925’te kapatılmış, çok partili siyasal hayata geçişle birlikte (1946) yeniden yayımlanmaya başlanmıştır.
Yayınlandığı dönemde (1948-1966) en popüler İslamcı dergilerden biri olan Sebilürreşad’da, din-siyaset / din-devlet bağlamında oldukça önemli ve özgün makale ve yorumlar yer almıştır.
Özellikle Mehmet Akif’in etkisiyle Kurtuluş Savaşı’nda çok büyük manevi destek veren bu gazetenin tek bir nüshası dahi Anadolu’nun çeşitli yerlerinde çoğaltılarak cephelere gönderilir ve bu sayede Mehmetçikler birer mücahit kesilirdi. Atatürk’ün, Mehmet Akif Ersoy ile Eşref Edip’i yanına çağırıp gazete için “Sevr Muahedesi’nin (Antlaşması) memleket için ne kadar feci bir idam hükmü olduğunu, Sebilürreşad kadar hiçbir gazete memlekete neşredemedi. Manevi cephemizin kuvvetlenmesine Sebilürreşad’ın büyük hizmeti vardır. Her ikinize de teşekkür ederim.” dediği söylenir.
GÜNÜMÜZ
• ERTUĞRUL ÖZKÖK
4 Ağustos 1947’de İzmir’de doğdu. İzmir Namık Kemal Lisesi ve Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokulu’nda okuyan Özkök, bir yıl TRT’de muhabir olarak çalıştı ardından Fransa’da İletişim Bilimleri’nde doktora yaptı.
Hacettepe Üniversitesi’nde 1986 yılına kadar öğretim üyesi görevini üstlendikten sonra, Hürriyet Gazetesi’nde çalışmaya başladı. Önce gazetenin Ankara Temsilcisi olarak görev alan Özkök, halen, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Doğan Yayın Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.
Gazeteciliği ve Yöneticiliği
1990’da Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmenliği’ne getirilen Özkök’le birlikte gazete, yıllar içinde eski ciddiyetini kademe kademe kaybetmeye ve giderek magazinsel içerikleri ağırlık kazanmaya başlamıştır. Özellikle Özkök’ün, mevcut hükümetlere yakınd duran yazıları, hem toplumun hem de meslektaşlarının tepkisini çekmiştir. Öyle ki, Akşam gazetesi yazarlarından merhum Şakir Süter, “Sıtkı Çoksinirli” ve “Sıtkı Sabırlı” rumuzlarıyla köşesinde yazdığı kimi kısa yazıların sonuna eklediği “En Hükümet Yanlısı Gazeteciler” listesinde kendisini sık sık ilk sırada gösterirdi.
Özkök’ün, Hürriyet’in Aydın Doğan tarafından satın alınmasından sonra gazeteden sendikanın tasfiye edildiği sıralarda, Temmuz 1994’te yazdığı bir yazı ilginçtir:
“Türkiye’nin bugünkü ekonomik koşullarında sendikayla birlikte yürümek mümkün değil. Biz eskiden beri liyakate göre ücret verilmesini savunuyoruz. Sendika bizi olumsuz etkiliyor. Bizim şu anda yaptığımız sözleşme, toplu sözleşmede var olan bütün hakları koruyor. Sendikanın çağın gereklerine göre çalışması gerekirdi.”
Doğan Holding’in ortak olduğu POAŞ’ın vergi borcunun indirimi amacıyla, Maliye Bakanlığı ile uzlaşma görüşmeleri esnasında, Hürriyet Gazetesi için uyguladığı yayın politikaları tartışmalara yol açmıştır. Bu dönemde bazı internet sitelerinde kendisine “Verkurtul Dizçök” lakabı takılmıştır. Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök hakkında son iki kitabında (“Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi” ve “Her Kuşun Eti Yenmez”) birlikte yaşadıkları bazı anıları anlatmıştır. Özellikle 2002 yılından sonra, yani AK Parti iktidarıyla birlikte yazılarının sık sık Özkök tarafından haberli/habersiz sansürlendiğini, daha sonra da Özkök’ün “Senden özür diliyorum, sana arkadaşça yalvarıyorum, torunlarımın üstüne yemin ediyorum ki bir daha olmayacak” gibi sözlerle kendisini ikna ettiğini kaydeden Çölaşan ayrıca, kendisinden başka neredeyse hiç kimseye karışılmadığını kaydetmiştir.
Yapıtları
• Sanat, İletişim ve İktidar (1977)
• İletişim Kuramları Açısından, Kitlelerin Çözülüşü (1985)
• Elveda Başkaldırı (1987)Stalin Baroku (1989)
• Artakalan Zamanda (1997)
• STAR
Mart 1998’de, Cem Cengiz Uzan’ın başında bulunduğu Uzan Grubu tarafından yayın hayatına başlayan Star gazetesi, halen yayın hayatına devam ediyor. Ait olduğu grubun adeta basın bülteni gibi davranmasıyla dikkat çeken gazete, zaman zaman da, farklı renkler kullanarak attığı ilginç manşetlerle dikkat çekti. Birkaç örnek verelim:
• DİNGİLTERE! (İngiliz hükümetinin bir icraatına binaen)
• YENDİK MİLAN? (3 Kasım 1999 Galatasaray-A.C. Milan maçı sonrası)
• CUP’TIK! (Galatasaray’ın UEFA Şampiyonu olması üzerine)
• YAV”RUM” VATAN! (Denktaş’ın devrildiği son seçimler hakkındaki manşeti)
• HORMON TOROĞLU (Erman Toroğlu’nun başlattığı hormon tartışması üzerine)
Bu manşetler, şimdilerde Hürriyet’in köşe yazarlarından biri olan Yılmaz Özdil tarafından atılmıştır.
3 Kasım Seçimleri ve Star
Cem Uzan’ın, Hasan Celal Güzel’in başında bulunduğu Yeniden Doğuş Partisi’ni devralıp “Genç Parti” adıyla siyasete girmesi üzerine Star, Genç Parti’nin en büyük destekçisi haline geldi. Zaman zaman MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi de öven haberler yapan gazete, böylece Genç Parti’nin MHP’den büyük oranda oy çalmasını sağladı.
Verdiği promosyonlarla partisine epey destek sağlayan gazete, bu yüzden de zaman zaman Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ve seçim kanununun gazabına uğrayarak para ve ilan durdurma cezalarına çarptırıldı. Uzan’ın maddiyata dayalı propagandalarının yanı sıra Star gazetesi de, 3 Kasım 2002 seçimlerinde Genç Parti’nin yüzde 7 gibi ciddi bir oy oranına ulaşmasına büyük etki ettiği ileri sürülür.
Seçim Sonrası ve TMSF
3 Kasım Seçimleri ile iktidara gelen AK Parti hükümetinin, bir süre sonra Uzan’a ait ÇEAŞ ve Kepez Elektrik’e el koyması, Uzan ve Star için sonun başlangıcı oldu. Hemen ertesi gün Bursa’daki mitinginde Başbakan Erdoğan’a hakaret eden (“Sen Allah’sız olmuşsun! Allah’sız herif!”) Uzan’ın neredeyse bütün mal varlığına el kondu. Bu dönemde, adaş televizyonuyla birlikte bu olayları inanılmaz bir duygu sömürüsüyle ekrana taşıyan Star’a da sonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Uzan’dan alacakları karşılığında el koydu.
TMSF’nin uzun süre sat(a)madığı Star gazetesini en sonunda Başbakan’ın eski arkadaşlarından Ethem Sancak satın almıştır. Bu sırada gazete, adaşı Star TV’den de ayrılmış, Star TV’yi Aydın Doğan satın almıştır.
Star gazetesi, günümüzde iktidara en çok destek veren gazeteler arasında sayılmaktadır.
—- oOo —-
KAYNAKÇA
• II. Mahmut’tan Holdinglere Türk Basın Tarihi – Hıfzı Topuz (Remzi Kitabevi – İstanbul, 2003)
• Radikal Gazetesi (4 Mayıs 2008 Pazar)
• Sebilürreşad Dergisi Ekseninde Çok Partili Hayata Geçerken İslamcılara Göre Din – Siyaset ve Laiklik 1948-1954 – Fahrettin Gün (Beyan Yayınları – İstanbul, 2001)
• Wikipedia.org Türkçe sayfaları (http://tr.wikipedia.org) Erişim Tarihi: 18 Kasım 2008
• Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi-Bir Medya Belgeseli – Emin Çölaşan (Bilgi Yayınevi – Ankara, 2007)
• Her Kuşun Eti Yenmez – Emin Çölaşan (Bilgi Yayınevi – Ankara, 2008)
• Şu Çılgın Türkler – Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi – Ankara, 2005)
• Volkan Gazetesi-Derviş Vahdeti İkinci Meşrutiyetin İlk Ayları ve 31 Mart Olayı İçin Bir Yakın Tarih Belgesi – Ertuğrul Düzdağ (İz Yayıncılık – İstanbul, 1992)
• Volkan Gazetesi (11, 12, 14, 15 Nisan 1909)
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın
-
Yeni
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Aralık 2008 (5)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS