GÜNCEL MEDYADA YAPILAN DİL YANLIŞLARI
GİRİŞ
“İletişim çağı” olarak olarak tarif edilen ve iletişimin baş döndürücü gelişmesi sonucu adeta bir “mega köy”e dönüşen günümüz dünyasında yazılı ve görsel medya, birçok konuda olduğu gibi dil konusunda da büyük sorumluluğa sahiptir.
Yazılı olsun görsel olsun tüm medya organları, yayınlarını hazırlar ve sunarken, yayın yaptığı ülkedeki anadilde sunar bu hizmetleri. Bu yüzden de dil, medya organlarının en büyük hammaddesidir. O zaman, toplumun hemen her kesimine ulaşan bu ürünler hazırlanırken, dile özel bir hassasiyet gösterilmesi gerekir. Bunun en önemli nedeni, gazete, dergi, televizyon ve radyoda dinlenen/seyredilen/okunan materyallerin, özellikle de çocuklar ve gençler üstünde büyük etkilerinin olması ve özellikle bu yaşlardaki insanların “örnek alma” potansiyelinin son derece yüksek olmasıdır. Örnek verecek olursak, eğer medya organlarının büyük çoğunluğu dile azami dikkat gösteriyor olsalardı, her ne kadar hayali bir karakterin kullandığı bir replik/kalıp olsa da, gençler arasında “Oha falan oldum yani!” gibi akla ziyan cümleler kullananlar, marjinal bir topluluk seviyesinde kalırdı.
Ancak ne yazık ki, gazete, dergi editörleri, televizyon ve radyo sunucuları, bu konuda fazla hassasiyet göstermemekte, sayıları her geçen gün çoğalan inanılmaz hatalar yapmaktadırlar. Bu çalışmanın konusu da, güncel medya organlarında yapılan yanlışlardan bir bölümünü sıralamak ve bu hataların nasıl düzeltileceğini kısaca açıklamaktır.
GÜNCEL MEDYADA YAPILAN DİL YANLIŞLARINA ÖRNEKLER
• “ … Yanımdaki arkadaş zor durumda kaldığımı anlayınca ‘Baba, tanımadın mı ağbiyi?’ dedi.”
4 Şubat 2008 / Hürriyet – Kelebek
Komedyen Beyazıt Öztürk, başından geçen bir olayı anlatıyor, ancak Kelebek’in olayı aktarışı tam bir rezalet. Türkçe’de “ağbi” diye bir kelime yoktur. Doğru kelime “ağabey”dir. Zaman zaman konuşma diline uygun olması için “abi” şeklinde yazımı da görülür, ancak “ağbi” tam bir rezalettir.
• “… Bakan Mehmet Ali Şahin, Almanya’nın Ludwigshafen kentinde yanan ev için ‘Alman makamlarından ciddi soruşturma istiyoruz’ şeklinde konuştu”
4 Şubat 2008 / Alem FM 18.00 Haber Bülteni
Sık sık yapılan bir hata… “Şeklinde konuşmak” ifadesi daha çok konuşmanın biçimini (sakin, bağıra çağıra konuşmak gibi) tarif eder. “… ‘Ciddi bir soruşturma istiyoruz’ dedi.” denmesi yeterlidir.
• “Bülent Hanım şov sever”
5 Şubat 2008 / Hürriyet – Kelebek
Hürriyet’in magazin eki Kelebek, TSM sanatçısı Bülent Ersoy’un ilgi çekmeyi sevdiğini anlatırken yine bir dil şaheserine (!)imza atıyor ve “Bülent Hanım şovu sever” demesi gerekirken, “futbolsever”e benzetmeye çalıştığı “şov sever” gibi garip bir ifade kullanıyor.
• “Geçen hafta PKK konusunda uzman olan sivil bir gurup ile birlikteydim. …”
Mehmet Ali Birand – 5 Şubat 2008 / Posta’daki köşe yazısından
Birand, “gün batımı” anlamına gelen “gurup” ile “birkaç kişiden oluşan topluluk” anlamına gelen “grup” (İng. ‘group’) sözcüğünü karıştırmış.
• “ Şok rüşvet suçlaması… Nihat Özdemir için rekor ceza istemi…”
5 Şubat 2008 Salı / Vatan Gazetesi
Hemen tüm medya organlarında yapılan klasik bir hata daha… Başlığın dikkat çekmesini sağlamak için Türkçe feda ediliyor. “Şok” kelimesi bir isim olduğu halde burada sıfat gibi kullanılmış.
• “‘Başı kapalı olarak okula giremezsin’ diyen yasaklı bir zihniyet olduğunu dile getiren Arınç, şunları söyledi:”
5 Şubat 2008 Salı / Posta Gazetesi
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, son günlerde en çok tartışılan konu olan türban hakkında görüş beyan ederken büyük bir hata yapıyor. “Yasaklı” kelimesini, kelimenin anlamı anlamı, “yapmak istediği iş hakkında kendisine yasak getirilen” olduğu halde, “yasaklamalara başvuran, yasaklamayı savunan” anlamına gelen “yasakçı” kelimesi yerine kullanıyor.
• “Ayşe Özyılmazel, dört yıl süren bir beraberlik yaşadığı Haşmet Babaoğlu’ndan geçtiğimiz aylarda ayrılmış…”
4 Şubat 2008 Pazartesi / Hürriyet Gazetesi
Yine sıkça yapılan bir hata… Zaman kavramı, bizim yanından geçip gittiğimiz bir nesne değildir. Tüm muhalefetimize rağmen zaman, kendi bildiğini okuyan, kafasına göre geçip giden bir kavramdır. Bu yüzden de doğru kullanım “geçen ay” olmalıydı.
• “Beckenbauer, “…Gurbetçi futbolcuların Türk Milli Takımı’nda oynamak istemelerini ise çok normal karşılıyorum. Almanya’da top koşturan Türk futbolcular çok iyi oynuyorlar” şeklinde konuştu.”
18 Kasım 2007 Pazar / Milliyet Gazetesi
Almanların efsanevi futbolcusu, “kayzer” lakaplı Franz Beckenbauer, Almanya’da oynayan Türk asıllı futbolcular hakkında görüş bildirirken, bunu aktaran muhabir yine sık sık yapılan bir yanlışa düşüyor. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi “şeklinde konuşmak” deyimi, konuşmanın biçimini (hızlı, yavaş, sessiz, bağırarak …) anlatır. Muhabir kısaca “dedi” diye yazsaydı, doğru olacaktı.
• “Mecidiyeköy’de facia ucuz atlatıldı…”
15 Eylül 2007 Cumartesi / Sabah Gazetesi
Yine sıkça yapılan bir hata… “Facia” dediğimiz olgu, “feci olay” anlamına gelir ki, eğer “ucuz atlatılan” bir olaydan bahsediyorsak, olay gerçekleşmediği için faciadan söz edemeyiz.
• “Programı genelde benim gibi düşünen insanlar dinlediği için olumlu tepkiler geliyor.”
Nihat Sırdar – 3 Şubat 2008 Pazar / Akşam Gazetesi
Alem FM’in başarılı sunucusu Nihat Sırdar, dinleyicilerin yaptığı program hakkındaki görüşlerini anlatıyor. Ancak hataya düştüğü bir nokta var: “Tepki” kelimesi her zaman olumsuzluğu ifade eder. Sırdar, programı için “olumlu karşılanıyor” diyebilirdi.
• “Kazada yaralanan Nihat Tekin, eşi Şerife, kızları Büşra ve Berna Tekin, Bilecik Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı.”
4 Şubat 2008 Pazartesi / Hürriyet Gazetesi
“Tedavi altına alınmak” deyimi, Türkçe mantığa göre yanlış bir deyimdir. Çünkü doğru bir deyim olsa “tedavi üstüne alınmak” deyiminin de olması gerekir. “Tedaviye alınmak” yazılsa daha doğru olurdu.
• “… söz konusu gözlüklerin bir kısmının oldukça kaliteli camlardan yapıldığını… Bazı modellerin oldukça şık olduğu gözlenen gözlüklerin… bu gözlük camlarını değiştirerek de oldukça ucuza okuma gözlüğü sahibi olabiliyorlar… numaralı yakın gözlüklerinin fiyatlarının pazara göre oldukça yüksek olması nedeniyle… ”
2 Aralık 2007 Pazar – Sabah Gazetesi
Tek bir haber metnine, aynı mantıktaki dört hatayı birden sığdırabilmek büyük bir başarı! Haber metninin altındaki koda bakılacak olursa (AA) haber Anadolu Ajansı’ndan alınmış. Devletin haber ajansı da bu hataya düşerse, diğer medya kuruluşlarını anlayışla karşılamak (!) gerekir aslında. Çünkü “oldukça” kelimesi, “ne az ne de çok” anlamına geldiği halde, medya kuruluşları açısından sık sık “çok fazla” anlamında yanlış kullanılmaktadır.
• “Mahşeri vicdan sizi mahkûm etti…”
Erkan Mumcu – 8 Mayıs 2007 Salı / Radikal Gazetesi
Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, 22 Temmuz 2007’de yapılan Milletvekili Genel Seçimleri öncesindeki cumhurbaşkanı seçimlerinin ilk turunda AKP’ye yüklenirken cümlesinin içine yanlış anlamda kullandığı bir kelime katıyor. Aslında ifade etmek istediği kavram, Arapça’da “toplumsal vicdan” anlamına gelen “mâşer-i vicdan”. Ancak bunun yerine “mahşer-i vicdan” gibi anlamsız bir söz grubu kullanmış.
• “Cinnet geçiren 35 yaşındaki Yusuf Balıkçı…”
7 Ocak 2008 Pazartesi / Radikal Gazetesi
Yine sık sık yapılan bir hata… Bir insan eğer çok öfkelenip sağa sola saldırıyor, hatta kimi insanları öldürüyor/yaralıyorsa, o insan için “cinnet geçiriyor” değil “cinnet getiriyor” denir.
• “Şüphesiz ki, her dönemin kendine has şartları olur. Bizim, “felaket” veya “kötü gidişat” ya da “alelade” olarak algıladığımız durumlar bu şartların bir toplamıdır.”
Melikşah Utku – 5 Nisan 2007 Perşembe / Yeni Şafak Gazetesi
Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarından Melikşah Utku, 5 Nisan 2007 tarihli bu yazısında, aslında doğru sandığımız bir yanlışa imza atmış. Türkçe kökenli olan “gidiş” kelimesine, Arapça bir ek olan “-at” ekini ekleyerek “gidişat” diye yarı Türkçe yarı Arapça bir kelime türetmiş. “-at” eki, yukarıda da bahsettiğimiz gibi Arapça bir ek olup, sadece Arapça kökenli kelimelere eklenir. Suriye’nin istihbarat teşkilatının adında olduğu gibi: “El Muhaberat”
• “Oturum Başkanı Zahit Akman, bana ‘Bu kadar kelimeyi nasıl tesbit ettiniz?’ diye sorunca…”
Hasan Celal Güzel – 30 Eylül 2007 Pazar / Radikal Gazetesi
Eski bakanlarımızdan Hasan Celal Güzel, Radikal gazetesinin 30 Eylül 2007 tarihli nüshasında yayımlanan ve aşağıya aldığımız “Dili Kopasıca, Eli Kırılasıca Medya” başlıklı yazısında medyadaki dil yanlışlarını eleştirirken bir yanlış da kendisi yapıyor.
“Tespit” kelimesi, Arapça “sabit”ten gelmektedir ve yazılışı da “tesbit” değil “tespit”tir.
• “Bir de eyyamcılık yapmayan adamın hakemlik hayatı biter.”
Kemal Zorlu – 1 Şubat 2008 Cuma / Star Gazetesi
Türkiye Futbol Federasyonu’nun eski yöneticilerinden Kemal Zorlu, Başkan Haluk Ulusoy’u eleştirirken böyle bir cümle kuruyor. Ancak önemli bir yanlış yapıyor. “Eyyamcı” kelimesi Arapça “yevm (gün)” kelimesinin çoğulu olup “Gününü gün eden (kişi)” anlamına gelir. Sayın Zorlu’nun burada vermek istediği anlam “sürekli olarak kendinden üstün kimselere (cümlede kastedilen anlama göre Türk futbolunun üç büyük kulübüne) yaranma çabası içinde olan kimse” olduğuna göre, kullanması gereken söz grubu “eyyam ağası” veya “eyyam efendisi” olmalıdır.
• “… Türk kökenli bir polisin yakalanmasıyla kurtulan bebek…”
5 Şubat 2008 Salı / Alem FM – 18.00 Haber Bülteni
Programın sunucusu, Almanya’nın Ludwigschafen şehrinde yanan evin camından, ailesi tarafından fırlatılarak kurtarılan bebeği, Türk kökenli bir polisin “yakaladığını” anlatırken, birdenbire bebeğin, Türk kökenli bir polisin “yakalanmasıyla” kurtulduğunu söyleyerek, konudan habersiz insanların, bir an için Türk kökenli bir polisin bu bebeğe bir kötülük yapmak üzereyken yakalandığını düşünmesine sebep oluyor.
• “… Bahçeli, türban konusunda MHP’nin ve AKP partisinin …”
5 Şubat 2008 Salı / Alem FM – 18.00 Haber Bülteni
Hem medya kuruluşları tarafından, hem toplumun en üst sosyal statü sınıfına dahil olan insanlar tarafından, hem de sade vatandaş tarafından sık sık düşülen bir hata… Çok değişik örneklere rastlıyoruz bu konuyla ilgili. “SSCB Birliği, ÖSS sınavı, KPSS sınavı…” gibi. Haber metninde adı geçen siyasi partinin (AKP) açılımına bir bakalım: “Adalet ve Kalkınma Partisi”… Yani partinin adının sonunda zaten “parti” kelimesi geçiyor. Bu durumda “AKP partisi” dediğinizde “Adalet ve Kalkınma Partisi partisi” gibi tuhaf bir söz dizilişi ortaya çıkıyor. Ayrıca siyasi ve psikolojik nedenleri bir kenara bırakıp olaya hukuki açıdan bakacak olursak, mevzubahis partinin resmî kısa adı “AK Parti”dir ve “AKP” demek hatalıdır.
• “Bugün yapılması gereken DTP grubu…”
5 Şubat 2008 Salı / Alem FM – 18.00 Haber Bülteni
Radyonun sunucusu, Demokratik Toplum Partisi’nin bugün yapılması gereken “grup toplantısı”nın neden yapılmadığını anlatırken hem bir dil hatası, hem de bir mizah şaheserine (!) imza atıyor. Bilindiği gibi TBMM’de en az 20 milletvekiliyle temsil edilen siyasi partiler, “grup kurma” ve TBMM’de kurulan komisyonlara temsilci verme hakkına sahip olurlar. “Kurulan” bu gruplar, bell günlerde toplanarak gündemdeki konuları değerlendirirler. İşte, bugün (5 Şubat 2008) yapılması gereken “DTP Grubu Toplantısı”nın yapılamadığı anlatılırken kurulan cümleyle “DTP grup yapamadı (!)” gibi bir anlam ortaya konarak dinleyicilerin aklına olmadık şeyler getiriliyor!
• “Onur Şan yumruk yumruğa!”
5 Şubat 2008 Salı / Star TV – “Zoom” Magazin Programı
Kanal da(Star!), kanalda yayınlanan magazin programı da (Zoom!) ismiyle müsemma! Üstüne üstlük böyle bir hatayla başarılarını (!) perçinliyorlar! Geçen günlerde şarkıcı Seda Sayan’la evlenen genç türkücü Onur Şan’ın bir vatandaşla “yumruk yumruğa” kavga ettiğini duyurmaya çalışan program görevlileri, spot başlığı “yumruk yumruğa” diye bırakarak olayı muallakta bırakmışlar. “Onur Şan yumruk yumruğa…” ne yaptı?
• Seda Sayan’ın şok evliliği… Geçtiğimiz günlerde şok bir kararla evlenen Seda Sayan…”
5 Şubat 2008 Salı / Star TV – “Zoom” Magazin Programı
Aynı programdan, bir önceki örnekte gördüğümüz konuyla ilgili, farklı dakikalarda yayına giren bir haberde, aynı metinde iki hata birden! Öncelikle iki kere “şok evlilik” ifadesiyle bir mantık hatasına imza atan program, (“şok” kelimesi isimdir, sıfat değil.) peşinden de daha önce açıkladığımız “geçtiğimiz günlerde” ifadesiyle ‘hat-trick (üçleme)’ yapıyor. Daha önce de açıkladığımız gibi zaman, bizim yanından yöresinden geçip gittiğimiz bir nesne değil, deyim yerindeyse kendi kafasına göre geçip giden bir kavramdır. “Geçen günlerde” denmesi gerekirdi. “Şok evlilik” ifadesi ise, “şoke eden evlilik” ifadesi kullanılması gerekir.
• “Çiçeği burnunda yeni gelin Seda Sayan…”
6 Şubat 2008 Çarşamba / atv – Özel Hat
Hatanın böylesine ne demeli acaba? Programın metin yazarı olan şahıs, güzide deyimimiz “çiçeği burnunda” ile, anlamca tam karşılığı olan “yeni” kelimesini peş peşe kullanarak “yeni yeni gelin” gibi tuhaf bir anlam içeren bir söz dizimine imza atmış. Ya “çiçeği burnunda gelin”, ya da “yeni gelin” denmesi gerekirdi.
• “Bursa İnegöl’de sis nedeniyle görüş açısı sıfırmış…”
Nihat Sırdar – 5 Şubat 2008 Salı / Alem FM – Nihat’la Maksimum Curcuna
Alem FM sunucusu Nihat Sırdar, dinleyicilerden birinin gönderdiği mesajı okurken, İnegöl’de sis nedeniyle “görüş mesafesi”nin sıfıra indiğini anlatıyor. Ancak kullandığı “görüş açısı” ifadesi, ya bir kişinin bir olay/olgu hakkındaki düşüncelerini anlatır, ya da bir nesneye bakma şeklini tarif eder. Doğrusu “görüş mesafesi” olmalıydı.
— oOo —
Örnekleri daha da çoğaltmamız mümkündür. Kimisi farkında olmadan, kimisi “dil sürçmesi” dediğimiz olguyla, kimisi de belki kasten yapılan bu hatalar, medyayı takip eden insanlara, özellikle de çocuklara ve gençlere kötü örnek olmakta, güzel dilimize zarar vermekte ve dil konusunda son derece hassas olan insanları ciddi endişelere sevk etmektedir. Medya kuruluşlarının bu konuya acilen ve ciddiyetle eğilmesi, bu alandaki görevlilerini dikkatle seçmeli, ayrıca kadrolarında en az bir tane dilbilimci bulundurmalıdır. Hatta bu dilbilimci(ler), medya organının redaksiyon biriminin başında bulunmalı, bütün redaksiyonları, yayına girmeden önce son kez kontrol etmelidir.
— oOo —
KAYNAKÇA
• Hürriyet gazetesi Internet sitesi – http://www.hurriyet.com.tr Erişim Tarihi: 4-5 Şubat 2008
• Posta gazetesi Internet sitesi – http://www.postagazetesi.net Erişim Tarihi: 5 Şubat 2008
• Hürriyet gazetesi 5 Şubat 2008 tarihli basılı nüshası – “Kelebek” magazin eki
• Milliyet gazetesi Internet sitesi – http://www.milliyet.com.tr Erişim Tarihi: 5 Şubat 2008
• Sabah gazetesi Internet sitesi – http://www.sabah.com.tr Erişim Tarihi: 5 Şubat 2008
• Hasan Celal Güzel’in yazısı (EK): Radikal gazetesi Internet sitesi – http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=234330 Erişim Tarihi: 5 Şubat 2008
• İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Medyada Dil Kullanımı Dersi Notları – Öğr. Gör. Kerim EVREN
————————
EK:
ESKİ DEVLET BAKANI HASAN CELAL GÜZEL’İN KONUYLA İLGİLİ YAZISI
Eski Devlet Bakanlarımızdan Sn. Hasan Celal Güzel’in 30 Eylül 2007 tarihli Radikal gazetesinde yayımlanan, konuyu çok güzel irdeleyip açıklayan, tavır ve düşüncemizi destekler nitelikteki ve konumuzla doğrudan ilişkili “Dili Kopasıca, Eli Kırılasıca Medya” başlıklı harika yazısını, yukarıda bahsettiğimiz hatasına rağmen, çalışmama destekleyici ek olarak koymadan edemedim.
DİLİ KOPASICA, ELİ KIRILASICA MEDYA!
Hasan Celal Güzel 30.09.2007 – Radikal gazetesi
Sevgili okuyucular, geçen perşembe günü, 75. Dil Bayramı münasebetiyle ‘Kitle Haberleşme Araçlarında Türkçe’ konusunda bir tebliğ verdim. Oturum Başkanı Zahit Akman, bana ‘Bu kadar kelimeyi nasıl tesbit ettiniz?’ diye sorunca, ‘Her gün saatlerce televizyon seyredip gazete okuyorum ve yapılan yanlışlıklar karşısında sövüp sayıyorum’ cevabını verdim.
Dünyanın en güzel, en âhenkli, en köklü diline sahibiz. Lâkin bu hazinemizin 24 saat boyunca ayaklar altında çiğnendiğine şahit oluyoruz. Her gün televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde, dergilerde bu en değerli varlığımızın ırzına geçiliyor ve biz bu vahşete seyirci kalıyoruz.
‘OLDUKÇA’ kelimesini yanlış kullanıyorsunuz
Yıllardır yazıp çiziyoruz, feryâd ü figan ediyoruz, lâkin kimseye dinletemiyoruz. ‘Oldukça’ , ‘çok’ demek değildir. Ne yazık ki, bu kelimenin ‘çok’ anlamında yanlış kullanımı yaygınlaşmıştır. Son dönemde Türkçeyi en iyi kullanan siyaset adamı olan Başbakan Erdoğan’ın, Dil Bayramı’na gönderdiği kutlama telgrafında bile ‘Türkçe oldukça güzel bir dildir’ deniliyordu. Bu nevi metinleri Başbakanlar yazmaz, müşavirleri yazarlar. Yoksa sayın Başbakan’ın bu hatayı yapmayacağını biliyorum. Yukarıdaki cümleye göre, Türkçe’nin çok güzel değil, bir hayli güzel olduğunu söylüyorsunuz. Yani kastınızın tam tersini ifade etmiş oluyorsunuz.
Sadece bu mu? Meselâ bir ‘atıyorum’ kepazeliği var ki, böylesine bir kabalık, çirkinlik, nezaketsizlik görülmemiştir. Televizyonlarda, radyolarda sunucu ya da konuğu sıkışınca ‘atıyorum’ diyor. Kardeşim durup dururken ne atıyorsun? ‘Varsayalım ki’, ‘farz edelim ki’, ‘diyelim ki’ desene… Bunlar da aklına gelmiyorsa hiç değilse ‘meselâ’ ya da ‘örneğin’ diyemez misiniz? Atıp tutmaya ne lüzum var?!..
Bir de bizim entel takımının, televizyon konuşmalarında, köşe yazılarında son zamanlarda yanlış kullandığı bir kelime var. Bir kimsenin veya bir kurumun ‘namına’ anlamındaki ‘adına’ kelimesini ‘için’ yerine kullanıyorlar. Medyamızdaki birbirinin ağzından lâf kapan ve papağan gibi bunları tekrarlayan sığ düşünceli sözde aydınlar, ne yazık ki bu ‘adına’ sözünü yanlış anlamıyla yaygınlaştırdılar.
Bu arada, ‘döncem’ saçmalığını ve ‘bana uyar’ çirkinliğini de zikretmeyi unutmayalım. Sanki, ‘Döncem’ yerine ‘Sizi arayacağız’, ‘Bana uyar’ yerine de ‘Benim için uygun’, ‘Tamam’, ‘Olur’ deseler olmaz mı?…
İmlâ hataları
Efendim, medyanın kopasıca dili konusunda yüzlerce sayfalık makale yazsak yetmez. Ancak, binlerce yanlışın içinden seçtiğim çok tekrarlanan şu imlâ hatalarını sizinle paylaşmak istiyorum: (Önce yanlış, sonra doğru kullanımını veriyorum).
herkez-herkes
nüfus-nüfuz
şevkat-şefkat
muaffakiyet-muvaffakiyet
mahsur-mahzur
muassır-muasır
teammül-teamül
tasviye-tasfiye
tanzim-tazmin
mütâyit-müteahhit
Söyleyiş bozukluklarında görülen bazı yanlışları da sıralayalım:
dâhi-dahi
râkip-rakip
mîting-miting
hala-hâlâ
kar-kâr
aşık-âşık
âdem-adem
kazazâde-kazazede
elbîse-elbise
hâlk-halk
lîder-lider
Ermenî-Ermeni
adalet-adâlet
ekönomi-ekonomi
müzük-müzik
geliyo, gidiyo-geliyor, gidiyor
diyo, biliyosunuz-diyor, biliyorsunuz
etçez, yapçaz-edeceğiz, yapacağız
dii mi?-değil mi?
nassınızın efem?-nasılsınız efendim?
hakkaten-hakikaten
dakka-dakika
mütiş-müthiş
çoğusu-çoğu
restorant-restoran
uvaşingtın-vaşington
Deyim yanlışlarından da örnekler verelim:
Allahınızın aşkına-Allah aşkına
panik olmak-paniğe kapılmak
saplama yapmak-araya girmek
üstüne üstelik-üstüne üstlük
şok olmak-şoke olmak
keyif almak-zevk almak
akşam beş gibi-akşam beş sularında
Sözcüklerin yanlış kullanımına da şu örnekleri verelim:
genelde-genellikle
geneline-tamamına
yurt genelinde-bütün yurtta
sonuçta-nasıl olsa
illâki-mutlaka
sahne almak-sahneye çıkmak
sizden bir şarkı alalım-sizden bir şarkı dinleyelim
sorunuzu alalım-sorunuz nedir?
aptal şey-anlamsız, sevimsiz
kırsalda-kırsal alanda
olayı-konusu
neden-dolayı, ötürü, yüzünden, sayesinde, için, dolayısıyla, vesilesiyle, münasebetiyle
süper-çok iyi
acayip-çok fazla
ben kendim-bizzat
Bırakın artık şu çeviri dilini!
Çeviri dili, başlangıçta sadece yabancı dizi ve filmlerde rahatsız edici oluyordu. Ne yazık ki, bu yanlış çeviri dili medyanın baş köşesine kuruldu; oradan da halkımızın dilini yozlaştırmaya başladı.
Bu tırmalayıcı dilde beni en fazla rahatsız eden kullanımları şöyle tesbit ettim:
Waow!-Ooo!
üzgünüm-özür dilerim, affedersiniz
(I’m sorry)
kahretsin!-Allah kahretsin!
(damn!)
kendinize iyi bakıyorsunuz-dikkatli olun
(take care of yourself)
nasıl gidiyor?-nasılsın, ne var ne yok?
(how it is going?)
çok özelsin-çok önemlisin, çok farklısın
(you are very special)
görüşürüz-Allahaısmarladık, hoşça kal
(see you!)
telefon alacağız-bize telefon edilecek
(to have phone calls)
problem yok-her şey yolunda
(no problem)
bilirsin-var ya
(you know)
sanırım anladım-galiba anladım
Medyanın kullandığı yabancı kelimelere bir girersek kolay kolay içinden çıkamayız. Batı dillerinden apartılmış binlerce kelime güzelim Türkçemizi kirletip duruyor.
Son dönemde dillerde dolanan birkaçını sıralayalım:
morgıç, start almak, bekraunt, absürd, konsensüs, ultra, ekşın, okey, final, mersi, argüman, soft, reyon, asistlik, bilbord, skorbord, enformasyon, festfud, prezante, egzajere, derogasyon, vin-vin, anbiyans, tradisyon, rutin, hot kutür, finiş, sofistike, trend, trendi, vizyon, zaping, pıraym taym, popülasyon, ti vi, konsept, versiyon, performans vs. vs.
Abi muhteşem yaaa!
Son olarak, pop müziği ve magazin programlarında sıkça rastladığımız ve gençlerin dili olarak sunulan bir argo rezaleti var ki, hangisini yazacağımı şaşırıyorum. Ertuğrul Günay’ın dediği gibi, ‘haay’ diye selâmlayan, ‘baay’ diye uğurlayan bu garip ve çirkin dilden örnekler verelim:
takılmak, muhabbet etmek, kafayı yemek, kuul takılmak, dumur olmak, falan olmak, dicey, vicey, hit, klip, singıl, dabıl, remiks, tolk şov, sitendap, enkırmen, süper star, mega star, pop star, kanka vs. vs.
Biraz da kendi aralarındaki ‘muhabbetler’inden örnekler sunalım:
‘Abi muhteşem yaaa!’, ‘Hayret bi şey!’, ‘herıld yani’, ‘Ne iş?’, ‘Koptum abi yaaa!’, ‘İnanılmaz güzel’, ‘Manyak güzel!’, ‘Süper!’, ‘Waow!’, ‘Yok böyle bi şey!’, ‘Nasıl yani?’, ‘Yaaani’, ‘Deeermişim’, ‘Şey yani, ne diyim?’, ‘Çok acayip pardon?’, ‘Ayıpsın!’, ‘Kahretsin!’, ‘Sen benim için çok özelsin’, ‘Kendine çok çok iyi bakıyorsun!’
Bir de pabuçlarımın müziğindeki sözlerden misâller verelim:
‘Ebabil bir kuştur/Bunu bilmeyen….tur’, ‘Neremi neremi?’, ‘Kaldıramazsan kaldırırlar gülüm’, ‘Bu aşk bana ekstra larc’ ve daha sayısız densizlikler…
***
Ne diyelim? Güzel Türkçemizi yozlaştıran medyanın dili kopsun, eli kırılsın inşallah!..
— oOo —
1 Yorum »
Yorum yapın
-
Yeni
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Aralık 2008 (5)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS
Bu güzel araştırmanızdan dolayı sizleri tebrik ediyor, başarılarınızın devamını diliyorum!