::::…. AKADEMİK ÇALIŞMALAR ….::::

Lisans ve yüksek lisanstaki akademik çalışmalarım

TÜRKİYE’DE EMLAK-İNŞAAT SEKTÖRÜ DERGİLERİ ve BAŞARISIZ BİR GİRİŞİM: “EMLAK GÜNDEMİ”

GİRİŞ

Türkiye’de dergi yayıncılığı inanılmaz zor ve meşakkatli bir iştir. Hele ki bu dergi, herhangi bir sektöre hitap eden ve adına “sektörel dergi” denen bir dergi ise iş daha da zordur. Çok ciddi bir mali altyapı ve hazırlık çalışmasının yanında ciddi bir ekibe ve sağlam bir sponsor ve reklam desteğine de ihtiyaç duyulur. Ayrıca dergi, hitap edilen sektör tarafından kabul edilerek tutunmaya çalışmalıdır. Bunun için de, nasıl kendisi reklam alıyorsa, kendisi de, ciddi bir medya planlamasıyla büyük bir reklam atağına girişmelidir.
17 Ağustos 1999’da yaşanan Büyük Marmara Depremi’nin ardından yapılan yasal düzenlemelerle beraber kendini yenileyen ve çağın gereklerine ayak uyduran gayrimenkul, inşaat ve emlak sektörü, 2001 krizinin etkilerini çabuk atlatan bankaların konut kredi faizlerinde düşüşe gitmesinin de desteğiyle, 2000’li yılların ortalarından itibaren yükselişe geçmeye başladı. Özellikle 2005 yılının ilk yarısında sektör, bilhassa büyük şehirlerde müthiş bir çıkış yakaladı. İnsanların market alışverişi yapar gibi ev alışverişi yaptığı bu dönemde, sektörün yayıncılık eksikliğini hisseden girişimciler, biraz da bu sektörün büyük reklam pastasından pay alma amacıyla birer ikişer sektör dergilerini piyasaya sürmeye başladılar.
Bu çalışmadaki amacımız, Türkiye’de halen yayınlanmakta olan emlak-inşaat sektörü dergilerini özetçe incelemek ve içerik olarak bunlardan ayrıldığı halde başarısızlığa uğrayan EMLAK GÜNDEMİ dergisinin neden başarısızlığa uğradığını irdelemektir.

TÜRKİYE’DE EMLAK-İNŞAAT SEKTÖRÜ DERGİLERİ

Çalışmamızın bu bölümünde, şu anda ülkemizde yayınlanmakta olan ve emlak-inşaat sektörüne hitap etmekte olan dergileri kısaca irdeleyecek, vizyonları, misyonları ve teknik özellikleri hakkında kısaca bilgi vereceğiz.

EMLAK PAZARI

Genel Bilgi
Türkiye’nin ilk franchise usulü temsilcilik veren emlak firması TURYAP’ın yayın organı olan EMLAK PAZARI dergisi, Mayıs 2002 yılında ilk sayısını yayımlayarak yayın hayatına başladı. Arkasında TURYAP gibi bir firma desteği bulunan dergi, bir derginin yapması gereken birçok çalışmayı (abonelik, reklam, bayi satışı… v.b.) hızla hazırlayarak, kısa sürede piyasaya kendini kabul ettirdi.
İçinde bulunduğumuz Aralık 2008 tarihi itibarıyla 67. sayısının bayilerde satışa sunulduğu ve aylık ortalama 10.000-15.000 civarı tiraja ulaşan derginin künyesi şöyle:

İmtiyaz Sahibi
TURYAP Eğitim Yayın ve Reklamcılık Tic. A.Ş.
Genel Yayın Yönetmeni
Başak Soner

Sorumlu Müdür
Funda Algın
Muhabir
Lale Yekeler
Reklam Müdürü
Hakan Erilkun
Bilgi İşlem
Alpay Çelik
Danışma Kurulu
Ali Hepşen (İ.Ü. İşl. Fak. Arş. Gör.)
Gül Arslan (Mimar)
Hakan İsmetoğulları (Harita Mühendisi)
Hamdi Kurt (Mimar)
Hasan Hüseyin Döveç (İnşaat Mühendisi)
Hüseyin Ertuğrul (Avukat)
Mehmet Akif Şener (Finansçı)
Murat Berberoğlu (Jeofizik Mühendisi)
Nurettin Yıldız (Avukat)
Özgül Erdoğan (Harita Mühendisi)
Rauf Bozok (Gayrimenkul Pazarlama Uzmanı)
Serhat Değerli (Şehir Plancısı)
Şükrü Kızılot (Gazi Üniversitesi Öğr. Üyesi)
Tamer Heper (Avukat)
Turgay Gültekin (Kadir Has Üni. Öğr. Gör.)
Veli Öztürk (YTÜ Mimarlık Fak. Öğr. Görevlisi)
Yavuz Gökalp Yıldız (YTÜ Öğr. Üyesi)
Zafer Arıhan (Yeminli Mali Müşavir)
İletişim Adresi
19 Mayıs Caddesi Doktor İsmet Öztürk Sokak Şişli Plaza Ofis Blokları – E Blok Kat: B2 Şişli 34360 İstanbul
Tel: (212) 373 13 00 pbx Faks: (0212) 380 22 90
www.turyap.com.tr
Grafik Tasarım ve Baskıya Hazırlık
Beyaz Fon Görsel İletişim Tasarımı
Tel: (0212) 253 70 00 pbx
deniz@beyazfon.com
Yayın Türü
Yerel Süreli
Basıldığı Yer
Star Medya Yayıncılık A.Ş.
M. Akif Mah. İnönü Cad.
Basın Ekspres Yolu Star Sok. No: 2 İkitelli/İst.
Dağıtım
Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A.Ş.

Dergi İçeriği
Aylık olarak yayınlanan dergi, sektörle ilgili genel gelişmeleri ve özel dosya çalışmalarını da içinde barındırmakla birlikte, ağırlıklı olarak TURYAP’ın ve temsilciliklerinin haberlerini içermekte. Ortalama 150 sayfa çıkan dergi, ilk 50 sayfasında bu bahsettiğimiz haberleri ve değişik firmaların ilanlarını yayınlarken, geriye kalan 100 sayfasında, kendi şubelerinin, isteyen emlak ofislerinin ve emlak piyasasında “sahibinden” adıyla bilinen bireysel emlak satıcılarının resimli/resimsiz seri ilanlarını, sektör deyimiyle “kutu ilanlarını” yayınlamakta.
Dergi, kendi internet sitesinde kendisini şöyle tanıtmakta:

“Bu ülkede her şey var ama emlak dergisi yok!
Emlak Pazarı işte bu düşünceyle doğdu.
Emlak dünyasında yer yerinden oynayacak…

Biz Türkler, gayrimenkul edinmeye en düşkün millet olarak tarihte yerimizi almışız. Sahip olduğumuz gayrimenkuller oranında kendimizi güvende hissediyoruz. Yaşam boyu biriktirdiğimiz parayı mülke yatırıyoruz. Dövize, faize, borsaya yöneldiğimiz olsa da, en az risk taşıyan ve en kazançlı olan gayrimenkul, daima en gözde yatırım aracımız.
Emlak Pazarı’nda her bölgeden satılık-kiralık konut, arsa ve işyeri ilanlarının dışında, Emlak Vergileri, İmar Kanunu ve uygulamaları, hukuki mevzuat bilgileri, yıldızı parlayan bölgeler, rayiçler, yeni kurulan alışveriş merkezleri, plazalar, lüks konutlar, tarihi binalar, özetle aradığınız her şey var.
Emlak Pazarı emlakı kucaklayan yan sektörlere de açık. Mobilya, beyaz eşya, halı , perde, fayans, boya, banyo, mutfak, aydınlatma, güvenlik sistemi, bahçe-peyzaj, dekorasyon, banka-konut kredisi, sigorta, telefon, televizyon, müzik seti, yüzme havuzu, tenis kortu ve daha yüzlercesi…
“Alın, satın, kiralayın, kiraya verin” sloganıyla yola çıkan Emlak Pazarı’nın resimli-resimsiz emlak ilanlarında aradığınızı mutlaka bulacaksınız.”

Her ayın ilk günü bütün gazete ve dergi bayilerinde bulunabilen dergi, 1 YTL’ye satılıyor.

HÜRRİYET EMLAK

Genel Bilgi
Eylül 2007 yılında yayın hayatına başlayan Hürriyet Emlak dergisi, ağırlıklı olarak hurriyetemlak.com Internet sitesinin kullanıcılarına yönelik bir dergi. İlan, abonelik ve reklamlarda site üyelerine öncelik sağlayan dergiyi, adından da anlaşılabileceği üzere Doğan Grubu yayınlıyor. Doğan Grubu’nun büyük mali gücünü her zaman arkasında hisseden dergi, içinde bulunduğumuz Aralık 2008 tarihi itibarıyla 15. sayısını yayınladı. Yayın hayatına başlar başlamaz, EMLAK PAZARI dergisinin sektördeki hegemonyasını kırabilmek için resimsiz kutu ilan fiyatını 10 YTL yapan dergi, böylece, ilerde detaylı bir şekilde inceleyeceğimiz üzere, ana konumuzu oluşturan EMLAK GÜNDEMİ dergisinin yayın politikasının değiştirilmesine neden oldu.
Aylık ortalama 10.000-15.000 civarı tiraja ulaşabilen derginin künyesi şöyle :

Yayın Sahibi
Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı
Aydın DOĞAN

İcra Kurulu Başkanı
Vuslat DOĞAN SABANCI
Yayın Direktörü
Erol DEMİRTAŞ
Yayın Sahibi Temsilcisi ve Sorumlu Müdür
Hasan KILIÇ
İçerik Geliştirme Sorumlusu
Sunde BİRDAL
Marka Müdürü
Elif BAKİLER
Proje Sorumlusu
Esin ORHANCI
Görsel Yönetmenler
Dilek ÖZER – Murat ÖZDEN
Grafik Tasarım
Ufuk KAPLAN

REKLAM

Bölüm Başkanı
Ahmet KURŞUNLU
Satış Müdürleri
Emre ÇORBACI – Sema AKÇİL
Satış Yönetmenleri
Gamze SENGER
Hülya ÇOBAN
Esra AKSOY
Hande KIRICI

Bölge Sorumluları
Ankara : Erhan GÖRAL 0 312 207 0278
İzmir : Cem METİN 0 232 488 6642
Ali GİRGİN 0 232 488 6696
Antalya : Ahmet Orçun ERKAN 0 242 340 3821
Adana : Serdar ÖTER 0 322 346 1600

Rezervasyon: 0 212 244 8717
Rezervasyon Sorumlusu
Cemil TAŞKALE

Yönetim Yeri
İnönü Caddesi No: 40 Gümüşsuyu 34437 Taksim/İSTANBUL
Tel: 0212 244 8717 Faks: 0 212 244 8719
www.hurriyetemlak.com
Basımcı: Doğan Ofset A.Ş.
Hoşdere Yolu Doğan Medya Tesisleri C Blok Esenyurt
Tel: 0 212 622 1900
Dağıtım: Yaysat A.Ş.
Tel: 0 212 622 2222
Yayın Türü: Yerel, süreli, aylık
Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.
Tel: 0 212 677 0000
Hürriyet Medya Towers 34212 Güneşli / İSTANBUL

Dergi İçeriği
EMLAK PAZARI’na nazaran sektör geneline daha açık bir habercilik anlayışıyla hareket eden dergi, çoğunlukla basın bültenleri ve reklam paketlerinin yanında verilen haber desteği ile haber kaynağı sağlıyor. Dergi, sektörel analiz, haber, özel dosya, röportaj ve (hacimce az da olsa) bölge incelemesi gibi çalışmaları da bünyesinde barındırıyor
Ortalama 150 sayfa çıkan dergi, ilk 50 sayfasında, ağırlıklı olarak firmaların basın bültenleri olmak üzere bu bahsettiğimiz haberleri ve değişik firmaların ilanlarını yayınlarken, geriye kalan 100 sayfasında, hurriyetemlak.com üyesi emlak ofislerinin, isteyen diğer emlak ofislerinin ve emlak piyasasında “sahibinden” adıyla bilinen bireysel emlak satıcılarının resimli/resimsiz seri ilanlarını, sektör deyimiyle “kutu ilanlarını” yayınlamakta.

Dergi, kendi kendisini, Internet sitesinde yayımladığı metin ile şöyle tanımlıyor:
“Gayrimenkul sektöründeki boşluğu dolduran ve alanında hem okuyucularına hem de mecradan kendi tanıtımı için yararlananlara en iyi hizmeti vermeyi amaçlayan Hürriyet Emlak dergisi kendini yenileyerek yayın hayatını sürdürüyor.
Zengin içeriği, güncel proje tanıtımları ve yatırımda öne çıkan analizleri ile sektörün nabzını tutan Hürriyet Emlak dergisi, gayrimenkul fırsatları ile emlak endeksleri ve dekorasyon trendlerinin püf noktalarını sizlere sunuyor…
Öte yandan sektörün uzmanlarından tüm yaşam ve yatırım alternatiflerine dair değerlendirmelere yer veren Hürriyet Emlak dergisi, sektördeki gelişmeleri takip edebileceğiniz bir kaynak olarak ayda bir yayınlanıyor.
Hürriyet Emlak dergisi, büyüyen gayrimenkul sektöründe, içerdiği doğru ve güncel bilgi ile sadece gayrimenkul yatırımcıları için değil dev projelere imza atan firmalardan, emlakçılara kadar geniş bir kesime hitap ediyor…
Sektör temsilcilerin görüşleri ile emlak piyasasının rotasını çizen ve Türkiye’nin her yerinden gelen ve sektöre yön veren binlerce resimli-resimsiz kutu ilan ile renklenen dergi, yatırım alternatiflerini değerlendirmek isteyenlere referans oluyor.
Hürriyetemlak.com kurumsal üyeleri için ise yepyeni bir tanıtım mecrası olan dergide, firmalarını ve portföylerini ihtiyaçları ölçüsünde tanıtma fırsatı bulan üyelerimizi, hedefledikleri kitleye doğrudan ulaştıran yollara bir yenisini daha kazandırdık.”
Her ayın ilk günlerinde bütün gazete ve dergi bayilerinde satışa çıkan dergi, 2,5 YTL’den alıcıların hizmetine sunuluyor.

KONUT DERGİSİ

Genel Bilgi
“Konutta referans noktası” sloganıyla 2000 yılında yola çıkan dergiyi Sarnıç İletişim Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti. yayınlıyor. Yılda 6 kere, yani iki ayda bir yayınlanan 200 sayfalık derginin künyesi şöyle :

Sahibi
SARNIÇ İletişim Hiz. San. ve Tic. Ltd. Şti. Adına
İsmail Şen
ismailsen@konutdergisi.com

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
İlker Kıymetli Şen

Yayın Danışma Kurulu (Alfabetik)
Bilim
Prof. Dr. Osman Altuğ
Prof. Dr. Hanifi Ayboğa
Nazmi Durbakayım
Prof. Dr. Ayten Ersoy
Prof. Dr. Münir Şakrak
Prof. Dr. Alpar Uslu

Sektör
Teoman Alp
Suat Benli
Ali Can
Dr. Ahmet Dener
Davut Doğan
Salih Kuzu
Oğuz Soydan
Kaan Yücel

Haber Merkezi
Editör
İsmail Şen

Yayın Yönetmeni
Canan Bilgin

Web
Kadir Demirtaş

Fotoğraf
Eşref Özer

Muhabir
Bora Özkalem

Reklam
Hülya Şen
hulyasen@konutdergisi.com

Hasan H. Akgün
hakgun@konutdergisi.com

Erdinç Güçlü
erdincguclu@konudergisi.com

Taner Buran
tanerburan@konutdergisi.com

Tasarım
Gökhan Yıldırım

Renk Ayrımı&Baskı
Şan Ofset
Cendere Yolu No:23
Ayazağa/İSTANBUL

Kapak Resmi
4. Boyut

Büyükdere Caddesi Atakan Sokak
Berkan İşhanı No:4 Kat:5 D:32-34
Mecidiyeköy / İSTANBUL
Tel:(0212) 216 85 14 / 15
Faks:(0212) 280 60 50

www.seyad.org

www.securities.com

Konut Dergisi, ISI Emerging Markets içerik sağlayıcısıdır.

ISI Emerging Markets’in içerik sağlayıcısı olan KONUT dergisinde, EMLAK PAZARI ve HÜRRİYET EMLAK’ın aksine kutu ilan yok. Ağırlıklı olarak konut sektöründen haberler bulunan dergi, Internet sitesinde kendisini şöyle tanıtıyor :

“Konut Dergisi, tüm Türkiye çapında konut üreten inşaat şirketleri, müteahhitler, kooperatif yöneticileri, mimar ve mühendislere, sektöre ürün ve hizmet sunan firmalara ve ilgili bürokratik kademeyle potansiyel konut alıcılarına ulaştırılmaktadır.
Konut Dergisi’nin içeriği, konut sektörüyle ilgili yeni ürün ve hizmetleri, TOKİ ve özel sektörün ürettiği tüm konut projelerini kapsamaktadır.”
Dergi, ayrıca dağıtım bilgilerini, Internet sitesinde şöyle açıklamaktadır:

KONUT DERGİSİ DAĞITIM BİLGİSİ
Dağıtım Tiraj Yüzde
• Özellikle konut üreten inşaat şirketleri 5000 % 50
– Yönetim
– Satın Alma
– Teknik Birimler

• Mimar ve mühendisler 2500 %25

• Yapı kooperatifleri yönetimleri 500 %5

• Protokol 500 %5
– İlgili Bürokrasi (Satın Almalar)
– İlgili Sivil Toplum Kuruluşları

• Sektöre hizmet sunan şirketler 1500 %15
TOPLAM 10000 %100
Dergi İçeriği
Yukarıda kısaca değindiğimiz gibi, ağırlıklı olarak konut sektörüne yönelik yayın yapan ve reklam sıkıntısı çekmediği aşikar olan dergide, aşağıdaki konular ele alınıyor:
- Konut ve inşaat sektörü hakkındaki tüm gelişmeler, değerlendirmeler.
- Mortgage hakkında gelişmeler.
- Emlak piyasasındaki gelişmeler.
- Konut inşaatlarında kullanılan ürün ve hizmetlerin tanıtımı.
- Konut projelerinin tanıtımı.
GAYRİMENKUL TÜRKİYE (GMTR)

Genel Bilgi
2002 yılında mimar kökenli yayıncılar tarafından kurulan, XXI Dergisi ile Yeni Mimar Gazetesi’ni yayımlayan Depo Yayıncılık’ın üçüncü yayın projesi olan ve Mayıs 2006’de “gmtr.com.tr” Internet sitesiyle yola çıkan Gayrimenkul Türkiye dergisi, 2007 yılı başından itibaren, Mayıs 2008’e kadar 24 sayfalık aylık özet bülten tipinde (Gayrimenkul Türkiye Yönetici Bülteni) bir yayıncılık anlayışıyla hareket ediyordu. Nisan bülteninden sonra Gayrimenkul Türkiye’yi de dergileştirmeye karar veren Depo Yayıncılık, “GMTR” adıyla markalaşarak, Mayıs-Haziran 2008 tarihlerini içine alacak bir dergi çıkararak iki ayda bir yayına geçti. Ağırlıklı olarak sektörün üst düzey profesyonellerine (İnşaat firması sahipleri, CEO’lar… v.b.) hitap eden bir yayın politikası güden derginin künyesi şöyle :

GMTR Gayrimenkul Yatırım, Geliştirme ve İş Kültürü Dergisi

Depo Yayıncılık Adına Sahibi ve Yayın Yönetmeni
Kuyaş Örs
kuyas@depo.com.tr
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Emre Dalkılıç
emre@depo.com.tr
Yardımcı Editör
Cüneyt Tabanoğlu
cuneyt@depo.com.tr
Sektör Editörü
Fatih Akdan
Çeviriler
Neşfa Dereli

İçerik Ortakları
Colliers International Turkey
Değerleme Uzmanları Derneği
Çelen Kurumsal Değerleme ve Danışmanlık A.Ş.
DTZ Pamir&Soyuer
Epos Gayrimenkul Danışmanlık ve Değerleme A.Ş.
Gedik Yatırım
Koray İnşaat
PriceWaterhouseCoopers
Reidin (Real Estate Investment&Development Information Network)
Saba Özmen Avukatlık Ortaklığı
TSKB Gayrimenkul Değerleme

Danışma Kurulu
Güniz Çelen – Çelen Kurumsal Değerleme ve Danışmanlık A.Ş
Hakan Kodal – Krea Gayrimenkul Geliştirme
Firuz Soyuer – DTZ Pamir&Soyuer

İçerik Danışmanları
Neşecan Çekici – Epos Gayrimenkul
Rezzan Gülsün Kurt – Multi Turkmall
Stratejik İletişim Danışmanı
Bengü Bilik – Beze Group

Reklam Müdürü
Eda Ünsalan
eda@depo.com.tr
Reklam Sorumlusu
Burcu Hinginar Akıncı
Satış Sekreteri
Zeynep Gürçay
Okuyucu İlişkileri Sorumlusu
Biriçim Kalender
biricim@depo.com.tr

Grafik Tasarım
Aslıhan Özgen
Grafik Uygulama
Sibel Gündoğdu
Grafik Asistanı
Doğukan Bilgin

Web Tasarımı
Turgay Tuğsuz
Anıl Dönmez

Yönetim Yeri
Depo Yayıncılık
Hacı İzzet Paşa Sk. Rota 1 Apartmanı 12/2 Gümüşsuyu
34427 Beyoğlu, İstanbul
0212 251 18 11

Dergi İçeriği
Emlak sektörü kadar genel ekonomiyle de alakalı haber, röportaj ve makalelere de yer veren dergi, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, ağırlıklı olarak sektörün üst düzey oyuncularına hitap edecek bir içeriğe sahip. GMTR dergisi de, Internet sitesinde kendisini şu şekilde tanıtıyor :
“Gayrimenkul Türkiye projesi, Türkiye’deki gayrimenkul sektörünün ihtiyaç duyduğu dönüşümün temel dinamikleri olan profesyonelleşme ve kurumsallaşma süreçlerine aktif olarak katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Bu doğrultuda sektör profesyonel ve yatırımcılarından meydana gelen hedef kitlesini çok boyutla kuşatan Gayrimenkul Türkiye

• Kurumsal anlayışın yaygınlaşmasını,
• Uzmanlıkların öneminin benimsenmesini,
• Meslekler arası etkileşimin çoğalmasını,
• Sektörün yurt dışında doğru ve etkin bir biçimde temsil edilmesini,
• Nesnel bilgiye verilen değerin artmasını hedefleyen güncel ve tarafsız bir haber kaynağıdır.”

Depo Yayıncılık tarafından dağıtımı yapılan ve ayda ortalama 80 sayfa çıkan dergi, logo yanında bulunan fiyata (12 YTL) rağmen piyasada satılmamakta, yalnızca abonelerine ulaştırılmaktadır.

21 (CENTURY21)

Genel Bilgi
Dünyanın en büyük franchise emlak ofisi zincirlerinden Century21’in Türkiye ana lisansörlüğüne sahip olan Uzel Emlak Hizmetleri A.Ş. tarafından, Ekim 2005’te, 3 ayda bir yayınlanacak şekilde yayınlanmaya başlayan 21 dergisi, tamamıyla bir kurumsal bülten görüntüsüne sahip olmakla birlikte, içerdiği sektör geneline yönelik haber ve röportajlarıyla emlak dergisi sınıfına girebilme yetisine sahip oluyor. Bunun dışında tamamen Century21 Türkiye’ye bağlı franchise ofisler hakkında çıkan haberlerin bulunduğu derginin künyesi şöyle :

İmtiyaz Sahibi
Uzel Emlak Hizmetleri A.Ş. adına
Sinan ŞERİFOĞLU
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Arzu Genç Yaraş
Editör
Ceyda Akaş
Grafik Tasarım
TUT Ajans
www.tutajans.com

Basım Yeri
Mas Matbaacılık A.Ş.
Dereboyu Cd. Zagra Binası B Blok No: 1
Maslak 34398 İstanbul
Telefon: 0212 285 11 96 E-Mail: info@masmat.com.tr

Yönetim Yeri:
Century21 Türkiye – Uzel Emlak Hizmetleri A.Ş.
Topçular Kışla Cd. No: 5 Rami
Edirnekapı/İstanbul
Yayın Türü
Yaygın, Süreli

Dergi İçeriği
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi büyük çoğunlukla kendi şubelerinin ve genel merkezin hizmetleri ve çalışmaları hakkında haberler barındıran 24 sayfalık dergi, Uzel’in Century21 markasını haddinden fazla sahiplenmesi ve Uzel markasını gayrimenkul sektöründe bile Century21’in önünde tutması nedeniyle genel itibarıyla bir “emlak sektörü dergisi” olmaktan büyük ölçüde uzak bulunmakta.

RE/MAX GAYRİMENKUL REHBERİ

Genel Bilgi
Dünyanın en büyük franchise emlak ofisi zincirlerinden bir başkası olan Re/Max’in Türkiye Bölge Direktörlüğü tarafından iki ayda bir yayınlanan RE/MAX GAYRİMENKUL REHBERİ, geçtiğimiz Eylül-Ekim döneminde dördüncü yılını kutladı. 2007 yılının sonuna kadar 72 sayfa olarak ve tabloid gazete boyutunda çıkan dergi, bu döneme kadar sadece satılık ve kiralık emlak portföyünden oluşuyordu. Bu portföyler de tamamen Re/Max’in Türkiye çapındaki franchise ofislerinden alınan portföylerdi. 2007’nin sonunda çıkarılan nüshayla ilk defa haber, röportaj ve makalelere de yer vermeye başladı.
Yayınlanmaya başladığı günden bu yana toplam 750 bin adet basılan dergi, sadece Re/Max çalışanları tarafından müşterilere dağıtılarak okuyucusuna ulaşabiliyor. Derginin abonelik veya bayilerde satılma gibi bir durumu söz konusu değil.

Dergi İçeriği
Çoğunlukla Re/Max üyesi ofislerin haberlerini ve bu ofis sahiplerinin, (Re/Max bünyesindeki ismiyle “broker”) haber, yazı ve röportajlarını içeren dergi, artık ortalama 140 sayfa ve yine iki ayda bir periyodunda çıkıyor. Bu 140 sayfanın 30-35 sayfasını emlak sektörü ve bu sektörü destekleyen dekorasyon, ev tekstili… v.b. sektörlerle ilgili haber, röportaj ve yazılara ayıran dergide, ana sponsor Akbank ve haliyle Re/Max’in dışında reklam yok. Kalan 100-105 sayfasında ise, eskiden olduğu gibi, yine Re/Max franchise ofislerinin elinde bulunan portföyler, “kutu ilan” denen şekilde sergileniyor.

İNDER’gi

Genel Bilgi
Başkanlığını Aşçıoğlu İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Aşçıoğlu’nun yürüttüğü İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER)’in resmi yayın organı olan İNDER’gi, Ağustos 2007’den bu yana ayda bir yayınlanan ve ücretsiz olarak dağıtımı yapılan bir dergiydi. Nisan 2008’de ücretli dağıtıma başlayan dergi, artık 25 Ykr. birim fiyattan abonelik sistemiyle dağıtılıyor ve ortalama 100 sayfa kadar çıkıyor.

Dergi İçeriği
Kelimenin tam manasıyla bir inşaat sektörü dergisi diyebileceğimiz İNDER’gi’de doyurucu bir haber içeriğinin yanı sıra sektörle ilgili analizler ve makaleler de bulunmakta. Reklam sıkıntısı gözlenmeyen dergi, tasarım açısından da göz dolduruyor. Ancak bir emlak dergisinde olması gereken bir nokta; emlakçılar; İNDER’gi’de yok.

İNŞAAT DÜNYASI

Genel Bilgi
1998 yılında Bileşim Yayıncılık bünyesine katılan İnşaat Dünyası Dergisi, Türkiye ekonomisinin temel taşlarından olan inşaat sektörünün işleyiş ve gelişmelerini sektörle ilişkili olan her kesime aktarmaya çalışıyor. Nesnel habercilik, titiz araştırmacılık anlayışıyla yayınlanan İnşaat Dünyası Dergisi, sektörel hareketleri en yakın ve en doğru zamanda izlemeyi ilke edindiğini ileri süren derginin künyesi şöyle:

İNŞAAT DÜNYASI
Sahibi: Bileşim Yayıncılık A.Ş. Adına Mustafa ÜSTÜN
Genel Yayın Yönetmeni ve Yazı İşleri Müdürü: Dürdane ABDAL
Grup Satış Müdürü: A. Dilek ULUDAĞ KOŞAK
Reklam Sorumluları: Gülseren AKOVA
Sayfa Tasarımı: Nahide AKKUŞ
Abone Servisi: Nurhan ÖZGÖN
Genel Müdür: Mustafa ÜSTÜN
Genel Koordinatör: N.Nezih KAZANKAYA

Merkez Yönetim Adresi: Barbaros Cad. No:11 4.Levent 34396 İSTANBUL
Tel: (212) 324 44 43(Pbx)
Fax: (212) 324 32 12
Ankara Şube:
Ayşim KOŞAR KARSU
Mahatma Gandi Caddesi
No: 90/8 Gaziosmanpaşa – ANK.
Tel: (312) 447 53 21/447 53 02
Fax: (312) 437 20 96
E-mail: ankara@bilesim.com.tr
Güney ve Güneydoğu Anadolu Bölge Temsilcisi:
Sami DEMİRKIRAN
Kızılay Caddesi 6.Sokak No: 9
01010 ADANA
Tel: (322) 359 81 85 (Pbx)
Fax: (322) 359 36 39
E-mail: sdemirkiran@bilesim.com.tr

Dergi İçeriği
İnşaat Dünyası; Türkiye ekonomisinin temel taşı inşaat sektörünün işleyişini ve gelişmelerini aktararak, sektörle sektör çalışanı arasında köprü olma işlevini yerine getirmeye çalışıyor. Yatırımların doğru yönlenmesinden, sektörün doğru bilgilendirilmesine dek üstlendiği danışmanlık görevini sürdüren dergi, bütün bunlara rağmen, gayrimenkul sektörünün “yancı sektörleri” dekorasyon, yalıtım… v.b. alanlarda haberler yapsa da, daha çok teknik alanda kalarak, birincil tüketiciye hizmet verme konumundan uzak bir çizgide görünüyor.

BU ALANDA BAŞARISIZ BİR GİRİŞİM:
“EMLAK GÜNDEMİ”

EMLAK GÜNDEMİ’NİN SERÜVENİ

Fikir Nasıl Doğdu?
Ekim 2007 tarihinde yayın hayatına başlayan, son sayısını Temmuz 2008’de çıkartıp Eylül 2008’de yayın hayatına son veren EMLAK GÜNDEMİ dergisinin bir fikir olarak ortaya çıkması, 2005 yılına dayanıyor. O tarihlerde, MARKATURK adlı marka patent konulu gazetesini yeni tasfiye etmiş bulunan, derginin imtiyaz sahibi HÜSEYİN GÜNEY, özellikle o dönemde hızlı bir yükseliş trendi yakalayan sektörün bu tip bir yayının eksikliğini hissettiğini gözlemleyerek “emlak sektörüne yönelik bir yayın çıkarma” fikrini ortaya koydu ve bununla ilgili hazırlıklara başladı. Ne var ki bu tarihlere denk gelen evliliği ve düğünün getirdiği borçlar, bu işi bir süre ertelemesine neden oldu. Bu süreç içinde yaşanan diğer gelişmeler, derginin ve dolayısıyla Hüseyin Güney’in ciddi handikaplarla yola çıkmasına sebebiyet verdi.

Genel Bilgi ve Dergi İçeriği
Yola çıkarken ayda bir yayınlanmayı planlayan dergi, HÜRRİYET EMLAK’ın yayına başlamasıyla değiştirdiği konsepti uyarınca, emlak-inşaat ve gayrimenkul sektörünün haberciliğini yapmaya soyunmuştu. Dergi, sektör oyuncularının birbirinden haberdar olmasını sağlayan bir platform olarak görünse de, derginin esas amacı, sektördeki bilgi eksikliğini gidermek ve sektördeki markalaşma sürecine katkıda bulunmak amaçlarıyla yola çıkmıştı. Dergide Kasım 2007’de muhabir, Ocak 2008’de sorumlu yazı işleri müdürü olarak görev yapan DİNÇER BİLGENER, bunu şöyle sloganlaştırmıştı: “Gayrimenkul sektörünün Tempo’su, Aktüel’i olmak.”
Bünyesinde kutu ilana yer vermeyen dergi, basın bülteni veya “kopyala-yapıştır” tarzı haberleri de çok fazla kullanmamaya özen gösteriyordu. İdealist bir habercilik anlayışıyla hareket eden dergi, yaptığı haberleri daha çok birincil ağızdan yapmaya çalışıyor, derginin tek haber elemanı bu uğurda doğru düzgün maaş dahi alamasa da canla başla çalışıyor, tek reklam elemanı ile gecesini gündüzüne katıyordu.
Derginin bir başka alamet-i farikası ise, fikir babasının yayımcı HÜSEYİN GÜNEY olduğu “kapsamlı bölgesel inceleme” dosyalarıydı. Bu bölüm diğer bazı emlak dergilerinde de mevcuttu, ancak konuyu en kapsamlı ele alan dergi EMLAK GÜNDEMİ idi. Dergi hacminin yaklaşık üçte birini kaplayan bu çalışmada asıl amaç, incelenen bölgedeki hemen bütün emlak ve inşaat firmalarına ulaşarak onlardan reklam almak olsa da, zamanla bu çalışma, emlak yatırımcısını yönlendirebilecek olgunluğa ve içeriğe erişti. İncelenen bölgede yıllardır iş yapan ve bölgeyi çok iyi tanıyan uzmanlara ulaşıldı ve onların görüşleri alındı. Bu sayede, örneğin derginin Kurtköy bölgesel çalışmasını okuyan sıradan bir emlak yatırımcısı “Ben şu, şu, şu… sebeplerden dolayı Kurtköy’den daire almalıyım” diyebilecek noktaya geldi.

Yolculuk Sıkıntılarla Başlıyor
Eylül 2007’ye gelindiğinde, derginin imtiyaz sahibi Hüseyin Güney, aşağı yukarı bütün hazırlıklarını tamamlamış, Ekim ayı sonlarında düzenlenecek olan RealistExpo fuarına dergiyi yetiştirmeye çalışıyordu. Her türlü altyapısı hazırdı. Tam bu sırada Doğan Grubu’nun HÜRRİYET EMLAK dergisini piyasaya sürmesi, derginin bütün planlarını ve hesaplarını altüst etti. Hemen hemen aynı konseptte yola çıkmayı tasarlayan Markalite Ajans ekibi, ani bir dönüşle, dergiye, çıktığında taşıdığı konsepti kazandırarak, fakat bu konsepte yönelik yeterli hazırlık yapmadan, yine planladığı tarihte, Ekim 2007’de yayına başladı.
Derginin, çıktığı ay içinde düzenlenen RealistExpo fuarında büyük ilgi ve talep görmesi, yayıncıyı hem heyecanlandırdı, hem de heveslendirdi. Demek ki bu dergi tutunmak bir yana, yayımcıya para da kazandıracaktı. Ancak fuarda temas kurulan firmalardan, fuardan sonra arandığında geri dönüş sağlanamadı. Bu da beklentileri sarstı. Yine de bu duruma rağmen yayımcı, Kasım sayısını çıkarmaktan geri durmadı.

Bir Başka Talihsizlik: Dolandırılma Hadisesi
Kasım sayısı çıktıktan sonra dergide bir görev değişikliğine gidildi: Eski muhabirden yeterli verimi alamayan yayımcı, onu işten çıkararak yeni bir muhabiri (DİNÇER BİLGENER) işe aldı. Aralık sayısı için çalışmalar başladığı sırada yayımcının başına büyük bir talihsizlik geldi:
Bir yakını vasıtasıyla sözlü kefil olduğu bir genç adam, kendisini 6000 YTL civarında dolandırdı. Bu durum yayımcıyı da, dergiyi de, hem mali açıdan hem de moralman derinden etkiledi. Derginin yeni sayılarının çıkması tehlikeye girdi.

Dergi Bir Türlü Periyodik Çıkmıyor
Bu hadisenin ardından yayımcı, matbaaya olan mali yükümlülüğünü yerine getiremeyince, derginin yeni sayısı bir türlü çıkmadı. Bu dönemin sonuna doğru, Mart 2008 tarihinde, dergide bir de reklam danışmanı (KAZIM MELİH ÖZSOY) istihdam edildi. Artık 3 kişi olan ekip daha da güçlenmiş (!) yeni sayı için daha da gayretle çalışmaya koyulmuştu.
Nisan 2008’e gelindiğinde derginin yeni sayısı nihayet çıkarılmıştı. Ta Kasım-Aralık döneminde yapılan “bölgesel inceleme” çalışması, dergide geniş yer tutuyordu. Emlak-gayrimenkul-inşaat sektöründe, gerçek manada sektör haberciliği yapan EMLAK GÜNDEMİ dergisi, artık düzenli bir şekilde çıkabilecekti.
Ancak kısa bir süre sonra öyle olmayacağı anlaşıldı. Nitekim Mayıs ayında dergi, yine mali sebeplerden ötürü yeni sayı çıkaramadı. Haziran ayında ise, bölgesel inceleme dosyasında Kurtköy ve Bodrum’un incelendiği sayı, abonelere ve diğer firmalara ulaştırıldı.
Temmuz ayında ise yeni bölge Beylikdüzü’ydü. Yine rutin çalışmalar yapıldı ve dergi, biraz geç de olsa çıkarıldı. Zaten bugüne kadar çıkan sayıların hiçbiri çıkması gereken tarihte çıkarılamamıştı. Bu sayının dağıtımı inanılmaz boyutlarda yapıldı. Bölgede neredeyse her kapıya bir dergi bırakıldı, ancak yine istenen sonuç alınamadı.

Kaçan Fırsatlar…
Ağustos ayının büyük çoğunluğunu yiyen bu dağıtım süreci nedeniyle Ağustos sayısı çıkarılamadı. Bu sırada derginin önüne, belini doğrultacak, hatta adeta sıfırdan başlangıç yapmasına sebep olacak bazı fırsatlar da çıktı. Örneğin, yayımcı HÜSEYİN GÜNEY’in TMSF’de çalışan bir arkadaşı vasıtasıyla haberdar olduğu, TMSF’nin bir hizmet alım ihalesine giren ajans, (Dergiyi bünyesinde barındıran MARKALİTE AJANS) ihaleyi kazanamadı. Yine yayımcının eşi vasıtasıyla girilen benzer bir İGDAŞ ihalesi kaybedildi. Bu gelişmelerin arefesinde, Zekeriyaköy’de ultra lüks villalar yapan ve reklam bütçesi olarak tam 2 milyon YTL ayıran bir inşaat firması, MARKALİTE AJANS’tan aracılık hizmeti istedi. Ajans, firmaya ciddi ve profesyonel bir reklam ajansı bulacak, karşılık olarak da belli bir yüzde alacaktı. Ancak ülkenin içinde bulunduğu konjonktür inşaat firmasının sahibini ürkütünce, bu bağlantı sürekli ileri atılmaya başlandı: “Seçimler geçsin, konuşalım… AK Parti’nin kapatma davası sonuçlansın, konuşalım… Ramazan geçsin, konuşalım… Kriz geçsin konuşalım…” Bu olayın da gerçekleşeceği ümidi artık kalmamıştı. Bu arada bu tip konular yüzünden katılınamayan, daha da kötüsü, ziyaret dahi edilemeyen sektör fuarları, konferanslar, toplantılar oldu. Bunlar da derginin tanıtımı ve dergiye gelecek mali getiri anlamında olumsuz etki yarattı.
Dergi, müşterilerine verdiği sunum dosyasında kendini şöyle tanıtıyordu:

“EMLAK GÜNDEMİ dergisi;
 Türkiye’de ve dünyada gayrimenkul alanındaki tüm gelişmeleri okurlarıyla paylaşırken, gündemin nabzını da en yakından tutuyor. Bu amaçla hazırladığı gündem dosyaları, röportajlar, bölgesel incelemeler ve gündeme ilişkin haberlerle sektörü tüm gelişmelerden haberdar ediyor.
 EMLAK GÜNDEMİ dergisi;
Sektörün nabzının tutmasının yanında, sektörün gelişmesine katkıda bulunmak için araştırma ve dosya haberlerle çalışanları ve okurları bilgilendirmeyi, onlara yön ve vizyon vermeyi hedefliyor.
 EMLAK GÜNDEMİ dergisi;
“Bilgi güçtür” sözünden yola çıkarak gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren firmaların, inşaat firmalarının, gayrimenkul denince akla gelebilecek tüm sektörlerdeki (mobilya, dekorasyon, ev tekstili… v.b.) firmaların ve bu alanla ilgilenen sade vatandaşların bilgi eksikliğini giderme hedefiyle hareket ediyor.
 EMLAK GÜNDEMİ dergisi;
Emlak firmaları, inşaat firmaları, bankalar ile konut, işyeri, arsa sahipleri ve müşterileri arasında bir köprü vazifesi görüyor.
 TİRAJ ve DAĞITIM
Ayda bir yayımlanan dergimizin tirajı 5 bin (5000) adettir.”

Ve Hazin Son…
Bütün bu gelişmelere ve sürekli zarar etmelere daha fazla dayanamayan yayımcı HÜSEYİN GÜNEY, 12 Eylül 2008 tarihinde çalışanlarına süresiz ve ücretsiz izinli olduklarını bildirdi. Takip eden Ramazan Bayramı ertesinde de EMLAK GÜNDEMİ, yayın hayatına son verdi.

DERGİ NEDEN BAŞARISIZ OLDU?

Mali Altyapı Yoksunluğu
Yayımcı HÜSEYİN GÜNEY’in beyanına göre, aslında dergi, ilk tasarlanan konseptle yola çıkabilseydi, o konsept için her şey hazırdı. Ancak yayımcının düşünmediği bir nokta vardı:
Bir derginin piyasada tutunabilmesi ve kendini kabul ettirebilmesi için geçirmesi gereken asgari süre, en az 1 yıldır. Bu bir yıllık süre zarfında yayımcı sürekli zararına dergi çıkarır. Çünkü bunun böyle olacağını bilerek, bu durumu göze alarak çıkmak zorundadır. Başlangıç analizi yapılırken “iyimser” değil “gerçekçi” yaklaşımlar tercih edilmeli, derginin arkasında çok ama çok ciddi bir mali güç bulunmalıdır. Oysa EMLAK GÜNDEMİ yola çıkarken bu mali altyapı neredeyse sıfırdı. Üstüne bir de tasarlanan konseptte ve Türkiye medya sektöründe adeta tekelleşmiş bir grup tarafından başka bir dergi çıkarılınca, rota iyice şaştı.

Yetersiz Fizibilite
Bir başka hata da bu noktada yapıldı. HÜRRİYET EMLAK piyasaya çıktığında dergi, konseptini değiştirerek yola devam etmek yerine, ilk belirlediği tarzda çıkışını yapabilir, ya da yeni konsept için tekrar bir fizibilite ve sektör analizi yapıp, en azından hazır bir şekilde yola çıkılabilirdi. Bunlar yapılmadı. Somutlaştırmak gerekirse, konut inşa edilmek için hazırlanan bütçeyle AVM inşa edilmek istendi. Sonuç da tabii hüsran oldu.

Yetersiz Ekip
Başlangıçta sadece iki aktif çalışanla yola çıkan dergi, daha sonra bu sayıyı 3’e yükseltti (!) Halbuki özellikle İstanbul gibi bir bölgede çıkacak olan bir emlak dergisinin kadrosu çok ama çok daha fazla geniş olmak durumundadır. Böyle bir dergi, EMLAK GÜNDEMİ’nin yaptığı gibi dışarıdan, örneğin tasarım hizmeti alamaz. Hele ki, bu dergi gibi “emlak sektörünün Tempo’su, Aktüel’i olmayı” hedefliyorsa. Ancak bu yetersizlik de yine dönüp dolaşıp mali altyapının yetersizliğinde düğümleniyor. Mevcut çalışanlarına maaş ve primlerini ödeyemeyen bir işyeri, yeni çalışanların haklarını nasıl karşılayacak?

Dağıtım Kanalları Yetersizliği
“Emlak sektörünün haber dergisi”, veya “emlak sektörünün Tempo’su, Aktüel’i” olma amacıyla yola çıkan bir dergi, mutlaka bayilerde bulunmalıdır. Ancak EMLAK GÜNDEMİ, yüksek maliyetleri karşılayamayacağı için hiçbir zaman bayiye çıkamadı. Elden ve abonelere giden dağıtımlarla yetinmek zorunda kaldı. Bu da başka sıkıntıları beraberinde getirdi.

Reklam Alamama
Bir sektörel derginin en büyük gelir kaynağı reklamdır. Bu tip dergiler, reklamla ayakta durur ve kendini çevirir. Bütün bu saydığımız hatalar, yanlışlar ve eksiklikler, reklamverenleri bu dergiye reklam vermekten caydırdı. Haliyle yola “maliyetleri, gelecek reklamlarla kurtarma” düşüncesiyle çıkan dergimiz, maliyetinin üçte birini dahi reklamlarla karşılayamaz hale geldi.
Bu konuda bir başka yanlış da, belirlenen reklam fiyatlarında dik duramama idi. Ancak bu biraz da zorunlu bir durumdu, çünkü o gelecek reklama/reklamlara ihtiyaç söz konusuydu.

Dikkat edilirse konu sürekli dönüp dolaşıp “mali altyapı” noktasında kilitleniyor. Türkiye gibi, derginin az satıldığı ve okunduğu bir ülkede, özellikle de bir sektör dergisi çıkartabilmek için, hele de, tamamen güvene dayalı ve bu güvenin çok zor tesis edildiği gayrimenkul sektörüne yönelik bir dergi çıkarılmak isteniyorsa, yapılacak fiziksel yatırımın (ofis kiralanması, ofisin dekorasyonu, gerekli alet ve cihazlar, personel istihdamı…) yanı sıra çok ciddi bir nakit sermayenin de bulunması gerekmektedir. Bu miktar, derginin en az bir yıl hiç reklam alamayacağı varsayılarak iyice ve doğru bir şekilde hesaplanmalı, yukarıda da bahsettiğimiz gibi “iyimserlik”ten ziyade “gerçekçilik” tercih edilmelidir.

24/12/2008 Posted by | Uncategorized | Yorum yapın

ÜÇ DÖNEM, ÜÇ GAZETE, ÜÇ GAZETECİ

OSMANLI DÖNEMİ

• ALİ KEMAL

1867 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ali Rıza’dır. Babası Kumcular esnafına kahyalık yapan Hacı Ahmed Rıza idi. İstanbul’da Mülkiye Mektebi’ne girdi. Dört yıllık dönemin son yılında buradan ayrılarak Fransızcasını ilerletmek amacıyla 1886’da Paris’e gitti. Ertesi yıl Fransa’dan Cenevre’ye geçti ve 1888’de İstanbul’a döndü. Yeniden Mülkiye Mektebi’ne başladı ve okulun son sınıfına geldiği sırada, tahrikçiliği yüzünden Temmuz 1889’da Halep’e sürgün edildi. Orada kaldığı yıllarda Halep İdadisi’nde Türk Dili ve Osmanlı Edebiyatı hocalığı yaptı. Halep’teki durgun hayata fazla dayanamadı ve önce İstanbul’a döndü; ancak başka bir yere sürüleceğini anlayınca Jön Türkler’ in bir çeşit karargahı haline gelmiş bulunan Paris’e tekrar gitti (1894). Jön Türkler ile 2. Abdülhamit arabulucu bir çizgi izlemeye çalıştı. Bu arabuluculuk rolünü hafiyelik noktasına vardırdığı sonradan ortaya çıkmıştır. Bir yandan da gazetecilik yapıyor, İstanbul’daki İkdam gazetesine Paris izlenimlerini anlatan yazılar ve çeviriler gönderiyor, bir yandan da Siyasal Bilgiler okuyordu. İkdam’da kendi röportajlarıymış gibi kaleme alınmış pek çok yazının Fransız basınından çeviriden ibaret olduğunu sonradan Hüseyin Cahit tarafından ortaya çıkarılmış, ve bu hadise ikisi arasında Ali Kemal’in ömrünün sonuna kadar sürecek bir polemiğin başlamasına neden olmuştur. Jön Türklerle ilgili çabalarının karşılığını bağışlanmak ve 1897’de Brüksel Elçiliğinde ikinci katipliğe atanmak suretiyle aldı. Ne var ki, huzursuzluk burada da yakasını bırakmadı. İttihatçılardan çekindiği için İstanbul’a dönmedi. 1899’da Siyasal Bilgiler diplomasını alması sonrasında, II. Meşrutiyet’in ilanına kadar Mısır ve Londra’da yaşadı. Bu dönemde bir İngiliz hanımla evlendi. II. Meşrutiyet’in ilanından bir gün önce İstanbul’a döndü.
Döner dönmez yeni eleştiri hedefini İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak belirledi ve İkdam gazetesinde Cemiyet’e karşı ağır eleştiriler içeren başyazılar yazmaya başladı. Bir yandan da Darülfünun’da Edebiyat Fakültesi’nde siyasi tarih dersleri veriyordu. Ali Kemal’in akıbetini hazırlayan gerçek kişiliği bu dönemde ortaya çıkmıştır. Hemen bütün çevresiyle sürekli kavga halindeydi. Sınıfta öğrencilere Fransa’daki siyasal liberalizmi hararetle övüyor, kendisiyle aynı fikirde olmayan kişilere şiddetle saldırıyor, gençlerin öfkesini bunlara yöneltmeye çalışıyordu. Ali Kemal’in tahrikleri 31 Mart Olayı ile zirvesine ulaştı. Kışkırttığı öğrencileri Babıali Yürüyüşü olarak anılan hadiseye sebebiyet verdiler. Gelişmelerin 31 Mart ayaklanmasına dönüşmesi üzerine olayları bastırmak üzere Selanik’ten gönderilen Hareket Ordusu İstanbul’a gireceği sırada Ali Kemal yeniden Paris’e kaçmak zorunda kaldı (1909). Bu arada Mülkiye’deki görevine son verilmişti.
Ali Kemal İngiliz Muhipler Cemiyetini kuranlardandır. Parti için Peyam gazetesini çıkarmaya, siyasi mücadelesini burada sürdürmeye başladı. Mülkiyedeki hocalığı da geri verilmişti. I. Dünya Savaşı’nın başladığı sıralarda gazetesini kapatmak zorunda kaldı. 23 Ocak 1913’te İttihat ve Terakki’nin gerçekleştirdiği askeri darbe olan Babıali Baskını’ndan sonra tutuklandı. Serbest bırakılınca Viyana’ya gitti. I. Dünya Savaşı bitmeden Türkiye’ye döndü, fakat herhangi bir siyasi faaliyette bulunmadı. Bu tutumu İttihat ve Terakki liderlerinin bir Alman denizaltısına binip Türkiye’den kaçışına kadar sürdü (1918).
14 Ocak 1919’da yeniden faaliyete geçen Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın ilk kurucu ve yöneticileri arasında yer aldı. Parti için Peyam gazetesini çıkarmaya, siyasi mücadelesini burada sürdürmeye başladı. [4 Mart] 1919’da işbaşına gelen Damat Ferit Paşa hükümetinde Maarif Nazırlığı (Eğitim Bakanlığı); 15/16 Mayıs 1919’da önce istifa eden ve hemen sonra yeniden kurulan ikinci Damat Ferit Paşa hükümetinde ise Dâhiliye Nazırlığı görevini üstlendi. 26 Haziran 1919’da görevinden istifa etti. Hem bakanlık görevi sırasında hem de daha sonra (Peyam ve Sabah gazetelerinin birleştirilmesiyle kurulmuş) Peyam-ı Sabah gazetesinin başyazarlığını yaptı. Yazılarında Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı Anadolu hareketini de İttihat ve Terakki gerçekleştirdiği bir başka macera olarak tanımlayıp, şiddetle karşı çıktı ve bu karşıtlık ağza alınmayacak hakaretler seviyesine vardı. Mustafa Kemal’in ordudan azlini sağladı.
4 Kasım 1922 günü, Teşkilat-ı Mahsusa mensubu birkaç kişi Ali Kemal’i Tokatlıyan Otelinde gittiği berber dükkanından kaçırarak İstiklal Mahkemesi’ne çıkarılmak üzere Ankara’ya götüreceklerini bildirdiler. Gerçekte ise Ali Kemal, İzmit’te bölge kumandanı Sakallı Nurettin Paşa’ya teslim edildi. Nurettin Paşa ile görüştükten sonra dışarı çıkarken kumandanlık karargahı önünde bekleyen ahali tarafından linç edildi. (6 Kasım 1922).

Ali Kemal’den alıntılar

• “Milli Hareketin foyası nasıl meydana çıktı. Bize teselli veren Anadolu halkının bunlara (Mustafa Kemal ve arkadaşları) arka çıkmamasıdır.” (13 Eylül 1919, Peyami Sabah)
• “Teşkilatı Milliye sergerdeleri, bu mahluklar kadar başları ezilmek ister yılanlar tasavvur edilemez. Düşmanlar onlardan bin kerre iyidir.” (23 Nisan 1920, Peyami Sabah)
• “Düveli Muazzama ile eski dostluğumuzu devam ettirseydik, değil İzmir’den hiçbir taraftan mahrum kalmayacaktık. İtilaf devletlerinin itibarını mütarekeden beri cidden kazansaydık, artık bu topraklarda ittihatçı olmadığını ispat edebilseydik, daha uygun sulh şartları elde edecektik.” (19 Şubat 1920, Peyami Sabah)
• Dahiliye Nazırı sıfatıyla çektiği 23 Haziran 1919 tarihli ve 84 sayılı şifreli telgraf:

“Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla birlikte günün siyasetini pek bilmediği için, olağanüstü sayılacak vatanseverlik ve gayretine rağmen, yeni görevinde asla başarılı olamadı. İngiliz Olağanüstü Temsilcisi’nin istek ve ısrarıyla görevden alındı; bundan sonra yaptıkları ve yazdıkları ile de bu kusurlarını daha çok açığa vurdu. Redd-i İlhak Cemiyetleri gibi, Balıkesir ve Aydın dolaylarında Müslüman halkı boş yere kırdırmaktan ve bu fırsattan yararlanarak halkı haraca kesmekten başka iş görmeyen emirsiz, saygısız ve kanunsuz olarak kurulan bazı hey’etler için öteden beri çektiği telgraflarla siyasî hatâsını idarî yönden de artırdı. Kendisinin İstanbul’a getirilmesi Harbiye Nezareti ile ilgili bir iştir. Ancak, Dahiliye Nezareti’nin size kesin emri, artık o zatın görevden alınmış olduğunu bilmek, kendisi ile hiçbir resmî işleme girişmemek, hükûmet işleri ile ilgili hiçbir isteğini yerine getirmemektir. Bu genelgeye uygun hareket etmekle ne gibi sorumlulukların giderilmiş olacağını takdir buyuracağınızdan eminim. Ayrıca, bu önemli ve tehlikeli günlerde memur, halk, her Osmanlı’ya düşen en büyük görev, barış konferansınca geleceğimiz üzerinde karar verilirken ve beş yıldır yaptığımız deliliklerin hesapları görülürken, artık aklımızı başımıza devşirdiğimizi göstermek, akıllıca ve tedbirlice davranışları benimsemek, parti, mezhep, ırk ayrılıklarını gözetmeksizin her ferdin hayatını, malını, ırzını koruyarak, medenî dünyanın gözünde bu memleketi bir daha lekelememek değil midir?”

Günümüzde Ali Kemal
Ali Kemal’in ilk eşi olan İngiliz hanımından olan öz torunu Stanley Johnson‘ın oğlu olan Boris Johnson İngiliz Muhafazakar Parti parlamenteri olup, bir dönem ‘The Spectator‘ dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yapmış ve 1 Mayıs 2008 tarihinde Muhafazakar Parti adayı olarak Londra belediye başkanlığı seçimini kazanmıştır.
Son olarak, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “meslek şehidi gazeteciler” listesi içinde yer almasıyla, ‘şehit’ sayılıp sayılamayacağına dönük tartışmaların alevlenmesiyle, Ali Kemal’in gündemdeki yerini 80 yıl sonra hala koruduğu görülmektedir.

• VOLKAN GAZETESİ

1908-1909 arasında İstanbul’da Derviş Vahdeti tarafından yayınlanan siyasi gazetedir.
İttihad-ı Muhammedi Fırkası’nın fikirlerini savunmuş ve fırkanın yayın organı kabul edilmiştir. 13 Nisan 1909 (Rumi 31 Mart 1323) tarihinde patlak veren 31 Mart İsyanını desteklediği bilinmektedir. Derviş Vahdeti 31 Mart isyanını bastırmak için gelen Hareket Ordusu başarılı olduğunda İstanbul’u terk ederek kaçmış, İzmir’de yakalanıp Divan-ı Harp’de yargılanıp idam edilmiştir. Volkan Gazetesi, 31 Mart isyanının bastırılıp isyana karışanlar ve destekleyenler tutuklanmaya başlayınca yayınlarına son vermiştir.
Gazetede 15 Aralık 1908 tarihinde çıkan yazıda İngiliz idaresinde ademi merkeziyetçi yönetim şekliyle Kıbrıs’ın küçük bir İsviçre olacağı savunulmuştur.
Volkan gazetesinde başta Derviş Vahdeti olmak üzere, Ömer Farukî Efendi ve Enderuni Lütfi Efendi de yazardı. Ayrıca Said Nursi de dışarıdan yazılar gönderirdi.

Gazeteden Alıntılar

8 Nisan 1909 tarihli Volkan’da yayınlanan bir yazıdan alıntı:

• İngiliz Hükümetinden, kuvvetli, mütefennin, her surette müterakki, hami-i insaniyet bir hükümetin mevcudiyetini hala mutasavver mir?
• Said Nursi’nin, İhtilal öncesinden başlayan yazı dizisi 13 Nisan 1919’a kadar devam etmiştir. Derviş Vahdeti’nin üslubundan dolayı bir yazısında kendisini uyarmıştır. “Biraderim Derviş Vahdeti Bey’e” hitabıyla başlar: “Edibler edepli olmalıdırlar. Hem de edeb-i İslamiyye ile müteeddib olmalıdırlar. Matbuat nizamnamesini vicdanlarındaki hiss-i diyanet tanzim etsin…” diyerek basının halkı tahrik edici muhtevadan kaçınarak, yapıcı bir rol oynaması gerektiğinden söz eder.

CUMHURİYET DÖNEMİ

• YUNUS NADİ ABALIOĞLU

1880’de Fethiye’de doğdu. Babası Fethiye eşrafından Abalızade Halil Efendi’dir. Tahsile Fethiye´de başladı. Rodos´da Süleymaniye Medresesi’nde okudu. Daha sonra İstanbul´a geldi. Bir süre Galata Sarayı Mektebi Sultanisi (Bugünkü Galatasaray Lisesi) ve Hukuk Mektebine devam etti. Aynı zamanda Malumat gazetesinde yazmaya başladı.
Hükümet aleyhtarı gizli bir cemiyetle ilgili görülerek Medilli kalesinde üç yıl hapse mahkum edildi (1901). Cezası bitince İstanbul´a geldi. İkdam, ve Tasvir-i Efkar gazetelerinde çalıştı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’yle yakın ilişkisinden ötürü, 1910’da bu cemiyetin Selanik´de yayımlanan organı Rumeli gazetesine başyazar oldu. 1912 Nisan-Ağustos tarihlerinde Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na Aydın Mebusu olarak girdi.
İstanbul´da 1918’de Yeni Gün gazetesini kurdu ve Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda İzmir Mebusu seçildi. Mütareke sırasında Anadolu’ya geçerek gazetenin yayımına Ankara´da devam etti. 1920’de Büyük Millet Meclisi’nde İzmir mebusu oldu. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924’te İstanbul´da “Cumhuriyet” gazetesini yayımlamaya başladı. Altıncı döneme kadar TBMM’de Muğla mebusu idi. 1945’te İsviçre’de vefat etti.
Yunus Nadi, İttihatçılık’tan geçerek Cumhuriyet devrinin önde gelen şahsiyetleri arasında yer alan nadir gazetecilerdendir. Basın ve siyaseti birlikte yürütmesi, üst kademedeki şahıslarla yakın ilişkileri devrinde itibarını ve gazetesinin güvenilirliğini arttırdı. Ölümünden sonra adına Yunus Nadi Armağanı düzenlenmeye başladı.

• SEBİLÜRREŞAD (SIRAT-I MÜSTAKİM)

II. Meşrutiyet’in ilanından itibaren Eşref Edip ve Mehmet Akif’in (Ersoy-İstiklal Marşı şairi) tarafından, İslamcılık düşüncesinin yayın organı şeklinde neşredilen ve ilk 182 sayıda “Sırat-ı Müstakim” (Dosdoğru Yol) adı ile çıkan Sebilürreşad Mecmuası, Cumhuriyet döneminde çok partili hayata geçiş sürecinde yine Eşref Edip’in öncülüğünde “Din hürriyetinin sembolü” olarak tekrar yayınlanmaya başlanmıştır. Takrir-i Sükun Kanunu ile birlikte, birçok gazete gibi 6 Mart 1925’te kapatılmış, çok partili siyasal hayata geçişle birlikte (1946) yeniden yayımlanmaya başlanmıştır.
Yayınlandığı dönemde (1948-1966) en popüler İslamcı dergilerden biri olan Sebilürreşad’da, din-siyaset / din-devlet bağlamında oldukça önemli ve özgün makale ve yorumlar yer almıştır.
Özellikle Mehmet Akif’in etkisiyle Kurtuluş Savaşı’nda çok büyük manevi destek veren bu gazetenin tek bir nüshası dahi Anadolu’nun çeşitli yerlerinde çoğaltılarak cephelere gönderilir ve bu sayede Mehmetçikler birer mücahit kesilirdi. Atatürk’ün, Mehmet Akif Ersoy ile Eşref Edip’i yanına çağırıp gazete için “Sevr Muahedesi’nin (Antlaşması) memleket için ne kadar feci bir idam hükmü olduğunu, Sebilürreşad kadar hiçbir gazete memlekete neşredemedi. Manevi cephemizin kuvvetlenmesine Sebilürreşad’ın büyük hizmeti vardır. Her ikinize de teşekkür ederim.” dediği söylenir.

GÜNÜMÜZ

• ERTUĞRUL ÖZKÖK

4 Ağustos 1947’de İzmir’de doğdu. İzmir Namık Kemal Lisesi ve Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokulu’nda okuyan Özkök, bir yıl TRT’de muhabir olarak çalıştı ardından Fransa’da İletişim Bilimleri’nde doktora yaptı.
Hacettepe Üniversitesi’nde 1986 yılına kadar öğretim üyesi görevini üstlendikten sonra, Hürriyet Gazetesi’nde çalışmaya başladı. Önce gazetenin Ankara Temsilcisi olarak görev alan Özkök, halen, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Doğan Yayın Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.

Gazeteciliği ve Yöneticiliği

1990’da Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmenliği’ne getirilen Özkök’le birlikte gazete, yıllar içinde eski ciddiyetini kademe kademe kaybetmeye ve giderek magazinsel içerikleri ağırlık kazanmaya başlamıştır. Özellikle Özkök’ün, mevcut hükümetlere yakınd duran yazıları, hem toplumun hem de meslektaşlarının tepkisini çekmiştir. Öyle ki, Akşam gazetesi yazarlarından merhum Şakir Süter, “Sıtkı Çoksinirli” ve “Sıtkı Sabırlı” rumuzlarıyla köşesinde yazdığı kimi kısa yazıların sonuna eklediği “En Hükümet Yanlısı Gazeteciler” listesinde kendisini sık sık ilk sırada gösterirdi.

Özkök’ün, Hürriyet’in Aydın Doğan tarafından satın alınmasından sonra gazeteden sendikanın tasfiye edildiği sıralarda, Temmuz 1994’te yazdığı bir yazı ilginçtir:

“Türkiye’nin bugünkü ekonomik koşullarında sendikayla birlikte yürümek mümkün değil. Biz eskiden beri liyakate göre ücret verilmesini savunuyoruz. Sendika bizi olumsuz etkiliyor. Bizim şu anda yaptığımız sözleşme, toplu sözleşmede var olan bütün hakları koruyor. Sendikanın çağın gereklerine göre çalışması gerekirdi.”

Doğan Holding’in ortak olduğu POAŞ’ın vergi borcunun indirimi amacıyla, Maliye Bakanlığı ile uzlaşma görüşmeleri esnasında, Hürriyet Gazetesi için uyguladığı yayın politikaları tartışmalara yol açmıştır. Bu dönemde bazı internet sitelerinde kendisine “Verkurtul Dizçök” lakabı takılmıştır. Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök hakkında son iki kitabında (“Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi” ve “Her Kuşun Eti Yenmez”) birlikte yaşadıkları bazı anıları anlatmıştır. Özellikle 2002 yılından sonra, yani AK Parti iktidarıyla birlikte yazılarının sık sık Özkök tarafından haberli/habersiz sansürlendiğini, daha sonra da Özkök’ün “Senden özür diliyorum, sana arkadaşça yalvarıyorum, torunlarımın üstüne yemin ediyorum ki bir daha olmayacak” gibi sözlerle kendisini ikna ettiğini kaydeden Çölaşan ayrıca, kendisinden başka neredeyse hiç kimseye karışılmadığını kaydetmiştir.

Yapıtları
• Sanat, İletişim ve İktidar (1977)
• İletişim Kuramları Açısından, Kitlelerin Çözülüşü (1985)
• Elveda Başkaldırı (1987)Stalin Baroku (1989)
• Artakalan Zamanda (1997)

• STAR

Mart 1998’de, Cem Cengiz Uzan’ın başında bulunduğu Uzan Grubu tarafından yayın hayatına başlayan Star gazetesi, halen yayın hayatına devam ediyor. Ait olduğu grubun adeta basın bülteni gibi davranmasıyla dikkat çeken gazete, zaman zaman da, farklı renkler kullanarak attığı ilginç manşetlerle dikkat çekti. Birkaç örnek verelim:

• DİNGİLTERE! (İngiliz hükümetinin bir icraatına binaen)
• YENDİK MİLAN? (3 Kasım 1999 Galatasaray-A.C. Milan maçı sonrası)
• CUP’TIK! (Galatasaray’ın UEFA Şampiyonu olması üzerine)
• YAV”RUM” VATAN! (Denktaş’ın devrildiği son seçimler hakkındaki manşeti)
• HORMON TOROĞLU (Erman Toroğlu’nun başlattığı hormon tartışması üzerine)

Bu manşetler, şimdilerde Hürriyet’in köşe yazarlarından biri olan Yılmaz Özdil tarafından atılmıştır.

3 Kasım Seçimleri ve Star

Cem Uzan’ın, Hasan Celal Güzel’in başında bulunduğu Yeniden Doğuş Partisi’ni devralıp “Genç Parti” adıyla siyasete girmesi üzerine Star, Genç Parti’nin en büyük destekçisi haline geldi. Zaman zaman MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi de öven haberler yapan gazete, böylece Genç Parti’nin MHP’den büyük oranda oy çalmasını sağladı.
Verdiği promosyonlarla partisine epey destek sağlayan gazete, bu yüzden de zaman zaman Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ve seçim kanununun gazabına uğrayarak para ve ilan durdurma cezalarına çarptırıldı. Uzan’ın maddiyata dayalı propagandalarının yanı sıra Star gazetesi de, 3 Kasım 2002 seçimlerinde Genç Parti’nin yüzde 7 gibi ciddi bir oy oranına ulaşmasına büyük etki ettiği ileri sürülür.

Seçim Sonrası ve TMSF

3 Kasım Seçimleri ile iktidara gelen AK Parti hükümetinin, bir süre sonra Uzan’a ait ÇEAŞ ve Kepez Elektrik’e el koyması, Uzan ve Star için sonun başlangıcı oldu. Hemen ertesi gün Bursa’daki mitinginde Başbakan Erdoğan’a hakaret eden (“Sen Allah’sız olmuşsun! Allah’sız herif!”) Uzan’ın neredeyse bütün mal varlığına el kondu. Bu dönemde, adaş televizyonuyla birlikte bu olayları inanılmaz bir duygu sömürüsüyle ekrana taşıyan Star’a da sonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Uzan’dan alacakları karşılığında el koydu.
TMSF’nin uzun süre sat(a)madığı Star gazetesini en sonunda Başbakan’ın eski arkadaşlarından Ethem Sancak satın almıştır. Bu sırada gazete, adaşı Star TV’den de ayrılmış, Star TV’yi Aydın Doğan satın almıştır.
Star gazetesi, günümüzde iktidara en çok destek veren gazeteler arasında sayılmaktadır.

—- oOo —-

KAYNAKÇA

• II. Mahmut’tan Holdinglere Türk Basın Tarihi – Hıfzı Topuz (Remzi Kitabevi – İstanbul, 2003)
• Radikal Gazetesi (4 Mayıs 2008 Pazar)
• Sebilürreşad Dergisi Ekseninde Çok Partili Hayata Geçerken İslamcılara Göre Din – Siyaset ve Laiklik 1948-1954 – Fahrettin Gün (Beyan Yayınları – İstanbul, 2001)
• Wikipedia.org Türkçe sayfaları (http://tr.wikipedia.org) Erişim Tarihi: 18 Kasım 2008
• Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi-Bir Medya Belgeseli – Emin Çölaşan (Bilgi Yayınevi – Ankara, 2007)
• Her Kuşun Eti Yenmez – Emin Çölaşan (Bilgi Yayınevi – Ankara, 2008)
• Şu Çılgın Türkler – Turgut Özakman (Bilgi Yayınevi – Ankara, 2005)
• Volkan Gazetesi-Derviş Vahdeti İkinci Meşrutiyetin İlk Ayları ve 31 Mart Olayı İçin Bir Yakın Tarih Belgesi – Ertuğrul Düzdağ (İz Yayıncılık – İstanbul, 1992)
• Volkan Gazetesi (11, 12, 14, 15 Nisan 1909)

24/12/2008 Posted by | Uncategorized | Yorum yapın

GÜNCEL MEDYADA YAPILAN DİL YANLIŞLARI

GİRİŞ

“İletişim çağı” olarak olarak tarif edilen ve iletişimin baş döndürücü gelişmesi sonucu adeta bir “mega köy”e dönüşen günümüz dünyasında yazılı ve görsel medya, birçok konuda olduğu gibi dil konusunda da büyük sorumluluğa sahiptir.
Yazılı olsun görsel olsun tüm medya organları, yayınlarını hazırlar ve sunarken, yayın yaptığı ülkedeki anadilde sunar bu hizmetleri. Bu yüzden de dil, medya organlarının en büyük hammaddesidir. O zaman, toplumun hemen her kesimine ulaşan bu ürünler hazırlanırken, dile özel bir hassasiyet gösterilmesi gerekir. Bunun en önemli nedeni, gazete, dergi, televizyon ve radyoda dinlenen/seyredilen/okunan materyallerin, özellikle de çocuklar ve gençler üstünde büyük etkilerinin olması ve özellikle bu yaşlardaki insanların “örnek alma” potansiyelinin son derece yüksek olmasıdır. Örnek verecek olursak, eğer medya organlarının büyük çoğunluğu dile azami dikkat gösteriyor olsalardı, her ne kadar hayali bir karakterin kullandığı bir replik/kalıp olsa da, gençler arasında “Oha falan oldum yani!” gibi akla ziyan cümleler kullananlar, marjinal bir topluluk seviyesinde kalırdı.
Ancak ne yazık ki, gazete, dergi editörleri, televizyon ve radyo sunucuları, bu konuda fazla hassasiyet göstermemekte, sayıları her geçen gün çoğalan inanılmaz hatalar yapmaktadırlar. Bu çalışmanın konusu da, güncel medya organlarında yapılan yanlışlardan bir bölümünü sıralamak ve bu hataların nasıl düzeltileceğini kısaca açıklamaktır.

GÜNCEL MEDYADA YAPILAN DİL YANLIŞLARINA ÖRNEKLER

• “ … Yanımdaki arkadaş zor durumda kaldığımı anlayınca ‘Baba, tanımadın mı ağbiyi?’ dedi.”
4 Şubat 2008 / Hürriyet – Kelebek

Komedyen Beyazıt Öztürk, başından geçen bir olayı anlatıyor, ancak Kelebek’in olayı aktarışı tam bir rezalet. Türkçe’de “ağbi” diye bir kelime yoktur. Doğru kelime “ağabey”dir. Zaman zaman konuşma diline uygun olması için “abi” şeklinde yazımı da görülür, ancak “ağbi” tam bir rezalettir.

• “… Bakan Mehmet Ali Şahin, Almanya’nın Ludwigshafen kentinde yanan ev için ‘Alman makamlarından ciddi soruşturma istiyoruz’ şeklinde konuştu”
4 Şubat 2008 / Alem FM 18.00 Haber Bülteni

Sık sık yapılan bir hata… “Şeklinde konuşmak” ifadesi daha çok konuşmanın biçimini (sakin, bağıra çağıra konuşmak gibi) tarif eder. “… ‘Ciddi bir soruşturma istiyoruz’ dedi.” denmesi yeterlidir.

• “Bülent Hanım şov sever”
5 Şubat 2008 / Hürriyet – Kelebek

Hürriyet’in magazin eki Kelebek, TSM sanatçısı Bülent Ersoy’un ilgi çekmeyi sevdiğini anlatırken yine bir dil şaheserine (!)imza atıyor ve “Bülent Hanım şovu sever” demesi gerekirken, “futbolsever”e benzetmeye çalıştığı “şov sever” gibi garip bir ifade kullanıyor.

• “Geçen hafta PKK konusunda uzman olan sivil bir gurup ile birlikteydim. …”
Mehmet Ali Birand – 5 Şubat 2008 / Posta’daki köşe yazısından

Birand, “gün batımı” anlamına gelen “gurup” ile “birkaç kişiden oluşan topluluk” anlamına gelen “grup” (İng. ‘group’) sözcüğünü karıştırmış.

• “ Şok rüşvet suçlaması… Nihat Özdemir için rekor ceza istemi…”
5 Şubat 2008 Salı / Vatan Gazetesi

Hemen tüm medya organlarında yapılan klasik bir hata daha… Başlığın dikkat çekmesini sağlamak için Türkçe feda ediliyor. “Şok” kelimesi bir isim olduğu halde burada sıfat gibi kullanılmış.

• “‘Başı kapalı olarak okula giremezsin’ diyen yasaklı bir zihniyet olduğunu dile getiren Arınç, şunları söyledi:”
5 Şubat 2008 Salı / Posta Gazetesi

Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, son günlerde en çok tartışılan konu olan türban hakkında görüş beyan ederken büyük bir hata yapıyor. “Yasaklı” kelimesini, kelimenin anlamı anlamı, “yapmak istediği iş hakkında kendisine yasak getirilen” olduğu halde, “yasaklamalara başvuran, yasaklamayı savunan” anlamına gelen “yasakçı” kelimesi yerine kullanıyor.

• “Ayşe Özyılmazel, dört yıl süren bir beraberlik yaşadığı Haşmet Babaoğlu’ndan geçtiğimiz aylarda ayrılmış…”
4 Şubat 2008 Pazartesi / Hürriyet Gazetesi

Yine sıkça yapılan bir hata… Zaman kavramı, bizim yanından geçip gittiğimiz bir nesne değildir. Tüm muhalefetimize rağmen zaman, kendi bildiğini okuyan, kafasına göre geçip giden bir kavramdır. Bu yüzden de doğru kullanım “geçen ay” olmalıydı.

• “Beckenbauer, “…Gurbetçi futbolcuların Türk Milli Takımı’nda oynamak istemelerini ise çok normal karşılıyorum. Almanya’da top koşturan Türk futbolcular çok iyi oynuyorlar” şeklinde konuştu.”
18 Kasım 2007 Pazar / Milliyet Gazetesi

Almanların efsanevi futbolcusu, “kayzer” lakaplı Franz Beckenbauer, Almanya’da oynayan Türk asıllı futbolcular hakkında görüş bildirirken, bunu aktaran muhabir yine sık sık yapılan bir yanlışa düşüyor. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi “şeklinde konuşmak” deyimi, konuşmanın biçimini (hızlı, yavaş, sessiz, bağırarak …) anlatır. Muhabir kısaca “dedi” diye yazsaydı, doğru olacaktı.

• “Mecidiyeköy’de facia ucuz atlatıldı…”
15 Eylül 2007 Cumartesi / Sabah Gazetesi

Yine sıkça yapılan bir hata… “Facia” dediğimiz olgu, “feci olay” anlamına gelir ki, eğer “ucuz atlatılan” bir olaydan bahsediyorsak, olay gerçekleşmediği için faciadan söz edemeyiz.

• “Programı genelde benim gibi düşünen insanlar dinlediği için olumlu tepkiler geliyor.”
Nihat Sırdar – 3 Şubat 2008 Pazar / Akşam Gazetesi

Alem FM’in başarılı sunucusu Nihat Sırdar, dinleyicilerin yaptığı program hakkındaki görüşlerini anlatıyor. Ancak hataya düştüğü bir nokta var: “Tepki” kelimesi her zaman olumsuzluğu ifade eder. Sırdar, programı için “olumlu karşılanıyor” diyebilirdi.

• “Kazada yaralanan Nihat Tekin, eşi Şerife, kızları Büşra ve Berna Tekin, Bilecik Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı.”
4 Şubat 2008 Pazartesi / Hürriyet Gazetesi
“Tedavi altına alınmak” deyimi, Türkçe mantığa göre yanlış bir deyimdir. Çünkü doğru bir deyim olsa “tedavi üstüne alınmak” deyiminin de olması gerekir. “Tedaviye alınmak” yazılsa daha doğru olurdu.

• “… söz konusu gözlüklerin bir kısmının oldukça kaliteli camlardan yapıldığını… Bazı modellerin oldukça şık olduğu gözlenen gözlüklerin… bu gözlük camlarını değiştirerek de oldukça ucuza okuma gözlüğü sahibi olabiliyorlar… numaralı yakın gözlüklerinin fiyatlarının pazara göre oldukça yüksek olması nedeniyle… ”
2 Aralık 2007 Pazar – Sabah Gazetesi

Tek bir haber metnine, aynı mantıktaki dört hatayı birden sığdırabilmek büyük bir başarı! Haber metninin altındaki koda bakılacak olursa (AA) haber Anadolu Ajansı’ndan alınmış. Devletin haber ajansı da bu hataya düşerse, diğer medya kuruluşlarını anlayışla karşılamak (!) gerekir aslında. Çünkü “oldukça” kelimesi, “ne az ne de çok” anlamına geldiği halde, medya kuruluşları açısından sık sık “çok fazla” anlamında yanlış kullanılmaktadır.

• “Mahşeri vicdan sizi mahkûm etti…”
Erkan Mumcu – 8 Mayıs 2007 Salı / Radikal Gazetesi

Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, 22 Temmuz 2007’de yapılan Milletvekili Genel Seçimleri öncesindeki cumhurbaşkanı seçimlerinin ilk turunda AKP’ye yüklenirken cümlesinin içine yanlış anlamda kullandığı bir kelime katıyor. Aslında ifade etmek istediği kavram, Arapça’da “toplumsal vicdan” anlamına gelen “mâşer-i vicdan”. Ancak bunun yerine “mahşer-i vicdan” gibi anlamsız bir söz grubu kullanmış.

• “Cinnet geçiren 35 yaşındaki Yusuf Balıkçı…”
7 Ocak 2008 Pazartesi / Radikal Gazetesi

Yine sık sık yapılan bir hata… Bir insan eğer çok öfkelenip sağa sola saldırıyor, hatta kimi insanları öldürüyor/yaralıyorsa, o insan için “cinnet geçiriyor” değil “cinnet getiriyor” denir.

• “Şüphesiz ki, her dönemin kendine has şartları olur. Bizim, “felaket” veya “kötü gidişat” ya da “alelade” olarak algıladığımız durumlar bu şartların bir toplamıdır.”
Melikşah Utku – 5 Nisan 2007 Perşembe / Yeni Şafak Gazetesi

Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarından Melikşah Utku, 5 Nisan 2007 tarihli bu yazısında, aslında doğru sandığımız bir yanlışa imza atmış. Türkçe kökenli olan “gidiş” kelimesine, Arapça bir ek olan “-at” ekini ekleyerek “gidişat” diye yarı Türkçe yarı Arapça bir kelime türetmiş. “-at” eki, yukarıda da bahsettiğimiz gibi Arapça bir ek olup, sadece Arapça kökenli kelimelere eklenir. Suriye’nin istihbarat teşkilatının adında olduğu gibi: “El Muhaberat”

• “Oturum Başkanı Zahit Akman, bana ‘Bu kadar kelimeyi nasıl tesbit ettiniz?’ diye sorunca…”
Hasan Celal Güzel – 30 Eylül 2007 Pazar / Radikal Gazetesi

Eski bakanlarımızdan Hasan Celal Güzel, Radikal gazetesinin 30 Eylül 2007 tarihli nüshasında yayımlanan ve aşağıya aldığımız “Dili Kopasıca, Eli Kırılasıca Medya” başlıklı yazısında medyadaki dil yanlışlarını eleştirirken bir yanlış da kendisi yapıyor.
“Tespit” kelimesi, Arapça “sabit”ten gelmektedir ve yazılışı da “tesbit” değil “tespit”tir.

• “Bir de eyyamcılık yapmayan adamın hakemlik hayatı biter.”
Kemal Zorlu – 1 Şubat 2008 Cuma / Star Gazetesi

Türkiye Futbol Federasyonu’nun eski yöneticilerinden Kemal Zorlu, Başkan Haluk Ulusoy’u eleştirirken böyle bir cümle kuruyor. Ancak önemli bir yanlış yapıyor. “Eyyamcı” kelimesi Arapça “yevm (gün)” kelimesinin çoğulu olup “Gününü gün eden (kişi)” anlamına gelir. Sayın Zorlu’nun burada vermek istediği anlam “sürekli olarak kendinden üstün kimselere (cümlede kastedilen anlama göre Türk futbolunun üç büyük kulübüne) yaranma çabası içinde olan kimse” olduğuna göre, kullanması gereken söz grubu “eyyam ağası” veya “eyyam efendisi” olmalıdır.

• “… Türk kökenli bir polisin yakalanmasıyla kurtulan bebek…”
5 Şubat 2008 Salı / Alem FM – 18.00 Haber Bülteni

Programın sunucusu, Almanya’nın Ludwigschafen şehrinde yanan evin camından, ailesi tarafından fırlatılarak kurtarılan bebeği, Türk kökenli bir polisin “yakaladığını” anlatırken, birdenbire bebeğin, Türk kökenli bir polisin “yakalanmasıyla” kurtulduğunu söyleyerek, konudan habersiz insanların, bir an için Türk kökenli bir polisin bu bebeğe bir kötülük yapmak üzereyken yakalandığını düşünmesine sebep oluyor.

• “… Bahçeli, türban konusunda MHP’nin ve AKP partisinin …”
5 Şubat 2008 Salı / Alem FM – 18.00 Haber Bülteni

Hem medya kuruluşları tarafından, hem toplumun en üst sosyal statü sınıfına dahil olan insanlar tarafından, hem de sade vatandaş tarafından sık sık düşülen bir hata… Çok değişik örneklere rastlıyoruz bu konuyla ilgili. “SSCB Birliği, ÖSS sınavı, KPSS sınavı…” gibi. Haber metninde adı geçen siyasi partinin (AKP) açılımına bir bakalım: “Adalet ve Kalkınma Partisi”… Yani partinin adının sonunda zaten “parti” kelimesi geçiyor. Bu durumda “AKP partisi” dediğinizde “Adalet ve Kalkınma Partisi partisi” gibi tuhaf bir söz dizilişi ortaya çıkıyor. Ayrıca siyasi ve psikolojik nedenleri bir kenara bırakıp olaya hukuki açıdan bakacak olursak, mevzubahis partinin resmî kısa adı “AK Parti”dir ve “AKP” demek hatalıdır.

• “Bugün yapılması gereken DTP grubu…”
5 Şubat 2008 Salı / Alem FM – 18.00 Haber Bülteni

Radyonun sunucusu, Demokratik Toplum Partisi’nin bugün yapılması gereken “grup toplantısı”nın neden yapılmadığını anlatırken hem bir dil hatası, hem de bir mizah şaheserine (!) imza atıyor. Bilindiği gibi TBMM’de en az 20 milletvekiliyle temsil edilen siyasi partiler, “grup kurma” ve TBMM’de kurulan komisyonlara temsilci verme hakkına sahip olurlar. “Kurulan” bu gruplar, bell günlerde toplanarak gündemdeki konuları değerlendirirler. İşte, bugün (5 Şubat 2008) yapılması gereken “DTP Grubu Toplantısı”nın yapılamadığı anlatılırken kurulan cümleyle “DTP grup yapamadı (!)” gibi bir anlam ortaya konarak dinleyicilerin aklına olmadık şeyler getiriliyor!

• “Onur Şan yumruk yumruğa!”
5 Şubat 2008 Salı / Star TV – “Zoom” Magazin Programı

Kanal da(Star!), kanalda yayınlanan magazin programı da (Zoom!) ismiyle müsemma! Üstüne üstlük böyle bir hatayla başarılarını (!) perçinliyorlar! Geçen günlerde şarkıcı Seda Sayan’la evlenen genç türkücü Onur Şan’ın bir vatandaşla “yumruk yumruğa” kavga ettiğini duyurmaya çalışan program görevlileri, spot başlığı “yumruk yumruğa” diye bırakarak olayı muallakta bırakmışlar. “Onur Şan yumruk yumruğa…” ne yaptı?

• Seda Sayan’ın şok evliliği… Geçtiğimiz günlerde şok bir kararla evlenen Seda Sayan…”
5 Şubat 2008 Salı / Star TV – “Zoom” Magazin Programı

Aynı programdan, bir önceki örnekte gördüğümüz konuyla ilgili, farklı dakikalarda yayına giren bir haberde, aynı metinde iki hata birden! Öncelikle iki kere “şok evlilik” ifadesiyle bir mantık hatasına imza atan program, (“şok” kelimesi isimdir, sıfat değil.) peşinden de daha önce açıkladığımız “geçtiğimiz günlerde” ifadesiyle ‘hat-trick (üçleme)’ yapıyor. Daha önce de açıkladığımız gibi zaman, bizim yanından yöresinden geçip gittiğimiz bir nesne değil, deyim yerindeyse kendi kafasına göre geçip giden bir kavramdır. “Geçen günlerde” denmesi gerekirdi. “Şok evlilik” ifadesi ise, “şoke eden evlilik” ifadesi kullanılması gerekir.

• “Çiçeği burnunda yeni gelin Seda Sayan…”
6 Şubat 2008 Çarşamba / atv – Özel Hat

Hatanın böylesine ne demeli acaba? Programın metin yazarı olan şahıs, güzide deyimimiz “çiçeği burnunda” ile, anlamca tam karşılığı olan “yeni” kelimesini peş peşe kullanarak “yeni yeni gelin” gibi tuhaf bir anlam içeren bir söz dizimine imza atmış. Ya “çiçeği burnunda gelin”, ya da “yeni gelin” denmesi gerekirdi.

• “Bursa İnegöl’de sis nedeniyle görüş açısı sıfırmış…”
Nihat Sırdar – 5 Şubat 2008 Salı / Alem FM – Nihat’la Maksimum Curcuna

Alem FM sunucusu Nihat Sırdar, dinleyicilerden birinin gönderdiği mesajı okurken, İnegöl’de sis nedeniyle “görüş mesafesi”nin sıfıra indiğini anlatıyor. Ancak kullandığı “görüş açısı” ifadesi, ya bir kişinin bir olay/olgu hakkındaki düşüncelerini anlatır, ya da bir nesneye bakma şeklini tarif eder. Doğrusu “görüş mesafesi” olmalıydı.

— oOo —

Örnekleri daha da çoğaltmamız mümkündür. Kimisi farkında olmadan, kimisi “dil sürçmesi” dediğimiz olguyla, kimisi de belki kasten yapılan bu hatalar, medyayı takip eden insanlara, özellikle de çocuklara ve gençlere kötü örnek olmakta, güzel dilimize zarar vermekte ve dil konusunda son derece hassas olan insanları ciddi endişelere sevk etmektedir. Medya kuruluşlarının bu konuya acilen ve ciddiyetle eğilmesi, bu alandaki görevlilerini dikkatle seçmeli, ayrıca kadrolarında en az bir tane dilbilimci bulundurmalıdır. Hatta bu dilbilimci(ler), medya organının redaksiyon biriminin başında bulunmalı, bütün redaksiyonları, yayına girmeden önce son kez kontrol etmelidir.

— oOo —

KAYNAKÇA
• Hürriyet gazetesi Internet sitesi – http://www.hurriyet.com.tr Erişim Tarihi: 4-5 Şubat 2008
• Posta gazetesi Internet sitesi – http://www.postagazetesi.net Erişim Tarihi: 5 Şubat 2008
• Hürriyet gazetesi 5 Şubat 2008 tarihli basılı nüshası – “Kelebek” magazin eki
• Milliyet gazetesi Internet sitesi – http://www.milliyet.com.tr Erişim Tarihi: 5 Şubat 2008
• Sabah gazetesi Internet sitesi – http://www.sabah.com.tr Erişim Tarihi: 5 Şubat 2008
• Hasan Celal Güzel’in yazısı (EK): Radikal gazetesi Internet sitesi – http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=234330 Erişim Tarihi: 5 Şubat 2008
• İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Medyada Dil Kullanımı Dersi Notları – Öğr. Gör. Kerim EVREN

————————

EK:

ESKİ DEVLET BAKANI HASAN CELAL GÜZEL’İN KONUYLA İLGİLİ YAZISI

Eski Devlet Bakanlarımızdan Sn. Hasan Celal Güzel’in 30 Eylül 2007 tarihli Radikal gazetesinde yayımlanan, konuyu çok güzel irdeleyip açıklayan, tavır ve düşüncemizi destekler nitelikteki ve konumuzla doğrudan ilişkili “Dili Kopasıca, Eli Kırılasıca Medya” başlıklı harika yazısını, yukarıda bahsettiğimiz hatasına rağmen, çalışmama destekleyici ek olarak koymadan edemedim.

DİLİ KOPASICA, ELİ KIRILASICA MEDYA!
Hasan Celal Güzel 30.09.2007 – Radikal gazetesi
Sevgili okuyucular, geçen perşembe günü, 75. Dil Bayramı münasebetiyle ‘Kitle Haberleşme Araçlarında Türkçe’ konusunda bir tebliğ verdim. Oturum Başkanı Zahit Akman, bana ‘Bu kadar kelimeyi nasıl tesbit ettiniz?’ diye sorunca, ‘Her gün saatlerce televizyon seyredip gazete okuyorum ve yapılan yanlışlıklar karşısında sövüp sayıyorum’ cevabını verdim.
Dünyanın en güzel, en âhenkli, en köklü diline sahibiz. Lâkin bu hazinemizin 24 saat boyunca ayaklar altında çiğnendiğine şahit oluyoruz. Her gün televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde, dergilerde bu en değerli varlığımızın ırzına geçiliyor ve biz bu vahşete seyirci kalıyoruz.

‘OLDUKÇA’ kelimesini yanlış kullanıyorsunuz

Yıllardır yazıp çiziyoruz, feryâd ü figan ediyoruz, lâkin kimseye dinletemiyoruz. ‘Oldukça’ , ‘çok’ demek değildir. Ne yazık ki, bu kelimenin ‘çok’ anlamında yanlış kullanımı yaygınlaşmıştır. Son dönemde Türkçeyi en iyi kullanan siyaset adamı olan Başbakan Erdoğan’ın, Dil Bayramı’na gönderdiği kutlama telgrafında bile ‘Türkçe oldukça güzel bir dildir’ deniliyordu. Bu nevi metinleri Başbakanlar yazmaz, müşavirleri yazarlar. Yoksa sayın Başbakan’ın bu hatayı yapmayacağını biliyorum. Yukarıdaki cümleye göre, Türkçe’nin çok güzel değil, bir hayli güzel olduğunu söylüyorsunuz. Yani kastınızın tam tersini ifade etmiş oluyorsunuz.
Sadece bu mu? Meselâ bir ‘atıyorum’ kepazeliği var ki, böylesine bir kabalık, çirkinlik, nezaketsizlik görülmemiştir. Televizyonlarda, radyolarda sunucu ya da konuğu sıkışınca ‘atıyorum’ diyor. Kardeşim durup dururken ne atıyorsun? ‘Varsayalım ki’, ‘farz edelim ki’, ‘diyelim ki’ desene… Bunlar da aklına gelmiyorsa hiç değilse ‘meselâ’ ya da ‘örneğin’ diyemez misiniz? Atıp tutmaya ne lüzum var?!..
Bir de bizim entel takımının, televizyon konuşmalarında, köşe yazılarında son zamanlarda yanlış kullandığı bir kelime var. Bir kimsenin veya bir kurumun ‘namına’ anlamındaki ‘adına’ kelimesini ‘için’ yerine kullanıyorlar. Medyamızdaki birbirinin ağzından lâf kapan ve papağan gibi bunları tekrarlayan sığ düşünceli sözde aydınlar, ne yazık ki bu ‘adına’ sözünü yanlış anlamıyla yaygınlaştırdılar.
Bu arada, ‘döncem’ saçmalığını ve ‘bana uyar’ çirkinliğini de zikretmeyi unutmayalım. Sanki, ‘Döncem’ yerine ‘Sizi arayacağız’, ‘Bana uyar’ yerine de ‘Benim için uygun’, ‘Tamam’, ‘Olur’ deseler olmaz mı?…
İmlâ hataları
Efendim, medyanın kopasıca dili konusunda yüzlerce sayfalık makale yazsak yetmez. Ancak, binlerce yanlışın içinden seçtiğim çok tekrarlanan şu imlâ hatalarını sizinle paylaşmak istiyorum: (Önce yanlış, sonra doğru kullanımını veriyorum).
herkez-herkes
nüfus-nüfuz
şevkat-şefkat
muaffakiyet-muvaffakiyet
mahsur-mahzur
muassır-muasır
teammül-teamül
tasviye-tasfiye
tanzim-tazmin
mütâyit-müteahhit
Söyleyiş bozukluklarında görülen bazı yanlışları da sıralayalım:
dâhi-dahi
râkip-rakip
mîting-miting
hala-hâlâ
kar-kâr
aşık-âşık
âdem-adem
kazazâde-kazazede
elbîse-elbise
hâlk-halk
lîder-lider
Ermenî-Ermeni
adalet-adâlet
ekönomi-ekonomi
müzük-müzik
geliyo, gidiyo-geliyor, gidiyor
diyo, biliyosunuz-diyor, biliyorsunuz
etçez, yapçaz-edeceğiz, yapacağız
dii mi?-değil mi?
nassınızın efem?-nasılsınız efendim?
hakkaten-hakikaten
dakka-dakika
mütiş-müthiş
çoğusu-çoğu
restorant-restoran
uvaşingtın-vaşington
Deyim yanlışlarından da örnekler verelim:
Allahınızın aşkına-Allah aşkına
panik olmak-paniğe kapılmak
saplama yapmak-araya girmek
üstüne üstelik-üstüne üstlük
şok olmak-şoke olmak
keyif almak-zevk almak
akşam beş gibi-akşam beş sularında
Sözcüklerin yanlış kullanımına da şu örnekleri verelim:
genelde-genellikle
geneline-tamamına
yurt genelinde-bütün yurtta
sonuçta-nasıl olsa
illâki-mutlaka
sahne almak-sahneye çıkmak
sizden bir şarkı alalım-sizden bir şarkı dinleyelim
sorunuzu alalım-sorunuz nedir?
aptal şey-anlamsız, sevimsiz
kırsalda-kırsal alanda
olayı-konusu
neden-dolayı, ötürü, yüzünden, sayesinde, için, dolayısıyla, vesilesiyle, münasebetiyle
süper-çok iyi
acayip-çok fazla
ben kendim-bizzat
Bırakın artık şu çeviri dilini!
Çeviri dili, başlangıçta sadece yabancı dizi ve filmlerde rahatsız edici oluyordu. Ne yazık ki, bu yanlış çeviri dili medyanın baş köşesine kuruldu; oradan da halkımızın dilini yozlaştırmaya başladı.
Bu tırmalayıcı dilde beni en fazla rahatsız eden kullanımları şöyle tesbit ettim:
Waow!-Ooo!
üzgünüm-özür dilerim, affedersiniz
(I’m sorry)
kahretsin!-Allah kahretsin!
(damn!)
kendinize iyi bakıyorsunuz-dikkatli olun
(take care of yourself)
nasıl gidiyor?-nasılsın, ne var ne yok?
(how it is going?)
çok özelsin-çok önemlisin, çok farklısın
(you are very special)
görüşürüz-Allahaısmarladık, hoşça kal
(see you!)
telefon alacağız-bize telefon edilecek
(to have phone calls)
problem yok-her şey yolunda
(no problem)
bilirsin-var ya
(you know)
sanırım anladım-galiba anladım
Medyanın kullandığı yabancı kelimelere bir girersek kolay kolay içinden çıkamayız. Batı dillerinden apartılmış binlerce kelime güzelim Türkçemizi kirletip duruyor.
Son dönemde dillerde dolanan birkaçını sıralayalım:
morgıç, start almak, bekraunt, absürd, konsensüs, ultra, ekşın, okey, final, mersi, argüman, soft, reyon, asistlik, bilbord, skorbord, enformasyon, festfud, prezante, egzajere, derogasyon, vin-vin, anbiyans, tradisyon, rutin, hot kutür, finiş, sofistike, trend, trendi, vizyon, zaping, pıraym taym, popülasyon, ti vi, konsept, versiyon, performans vs. vs.
Abi muhteşem yaaa!
Son olarak, pop müziği ve magazin programlarında sıkça rastladığımız ve gençlerin dili olarak sunulan bir argo rezaleti var ki, hangisini yazacağımı şaşırıyorum. Ertuğrul Günay’ın dediği gibi, ‘haay’ diye selâmlayan, ‘baay’ diye uğurlayan bu garip ve çirkin dilden örnekler verelim:
takılmak, muhabbet etmek, kafayı yemek, kuul takılmak, dumur olmak, falan olmak, dicey, vicey, hit, klip, singıl, dabıl, remiks, tolk şov, sitendap, enkırmen, süper star, mega star, pop star, kanka vs. vs.
Biraz da kendi aralarındaki ‘muhabbetler’inden örnekler sunalım:
‘Abi muhteşem yaaa!’, ‘Hayret bi şey!’, ‘herıld yani’, ‘Ne iş?’, ‘Koptum abi yaaa!’, ‘İnanılmaz güzel’, ‘Manyak güzel!’, ‘Süper!’, ‘Waow!’, ‘Yok böyle bi şey!’, ‘Nasıl yani?’, ‘Yaaani’, ‘Deeermişim’, ‘Şey yani, ne diyim?’, ‘Çok acayip pardon?’, ‘Ayıpsın!’, ‘Kahretsin!’, ‘Sen benim için çok özelsin’, ‘Kendine çok çok iyi bakıyorsun!’
Bir de pabuçlarımın müziğindeki sözlerden misâller verelim:
‘Ebabil bir kuştur/Bunu bilmeyen….tur’, ‘Neremi neremi?’, ‘Kaldıramazsan kaldırırlar gülüm’, ‘Bu aşk bana ekstra larc’ ve daha sayısız densizlikler…
***
Ne diyelim? Güzel Türkçemizi yozlaştıran medyanın dili kopsun, eli kırılsın inşallah!..

— oOo —

24/12/2008 Posted by | Uncategorized | Yorum yapın

3 KASIM 2002 SEÇİMLERİNİN MEDYADAKİ YANKILARININ İNCELENMESİ

== G İ R İ Ş==

Atatürk dönemindeki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbes Cumhuriyet Fırkası denemelerini saymazsak çok partili siyasal hayatla 1946 yılında kurulan Demokrat Parti (DP) ile tanışan ve ilk çok partili seçimi yine aynı yıl yaşayan Türkiye, hatırlanacağı gibi 1950 seçimlerinde iktidarın el değiştirmesiyle 27 Mayıs 1960 yılına kadar Demokrat Parti iktidarıyla yaşadı. 27 Mayıs 1960 tarihinde ülke yönetimine el koyan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir nevi denetiminde yapılan 1961 seçimlerinin ardından 1965 yılında yapılan seçimlerde Süleyman Demirel’in AP’si (Adalet Partisi), ülkemizdeki üçüncü tek parti iktidar dönemini (1-CHP, 2-DP, 2-AP) açmıştı. 12 Mart 1971’de TSK’nın hükümete verdiği muhtırayla sona eren bu süreçten sonra, 1983 seçimlerine kadar ülke koalisyonlarla yönetildi.
6 Kasım 1983 tarihinde yapılan seçimler sonucunda ülkede dördüncü tek parti iktidarı dönemi açılmış, Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi, (ANAP) ülke yönetiminin başına geçmiştir. 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan erken genel seçimlere kadar süren bu süreç, 3 Kasım 2002 Milletvekili Erken Genel Seçimleri’ne kadar yerini koalisyon hükümetlerine bıraktı.
Bu çalışmamızda öncelikle 3 Kasım Seçimleri’ne giden süreci kısaca inceleyeceğiz. Daha sonra 3 Kasım Seçimleri’nin medyada yansımalarının teknik analizini yaparak, ebeveynlerimizin bu olayı gazetede nasıl okumak istediklerini irdeleyecek; son olarak da “ben olsaydım bu haberi hangi gazetede ve nasıl verirdim?” sorusunun cevabını arayacağız

1. SEÇİME NASIL GİDİLDİ?

Türk siyasi tarihinin en önemli seçimlerinden biri olan 22. Dönem TBMM Milletvekili Erken Genel Seçimleri 3 Kasım 2002 Pazar günü yapılmıştır. 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan bir önceki seçim sonucunda koalisyon hükümeti kurarak iktidara gelen Demokratik Sol Parti-Milliyetçi Hareket Partisi-Anavatan Partisi (DSP-MHP-ANAP) hükümetinin üçüncü yılına tekabül eden bu seçime giden süreç, ülkede hiç kimsenin beklemediği bir şekilde başlamıştır.
2002 yılının Mayıs ayında Başbakan Bülent Ecevit’in aniden rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmasıyla başlayan süreç, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş’in “siyasi belirsizlik”ten söz etmesi ile hızlanmış, iyileşip taburcu olan Ecevit’in Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan’ı da diğer eski dostları gibi çevresinden uzaklaştırması şaşkınlıkla karşılanmış, “Ecevit’siz ve MHP’siz AB hükümeti” senaryoları ve DSP’den kopan İsmail Cem, Hüsamettin Özkan ve bakanlıktan istifa eden Kemal Derviş’in kurduğu Yeni Türkiye Partisi (YTP)’nin kurulması üzerine gidişten kuşkuya kapılan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Dr. Devlet Bahçeli’nin Temmuz ayında basın mensuplarına yaptığı, kaba tabirle “Madem öyle buyurun sandığa” açıklamasıyla seçim sürecine girilmiştir.
1 Eylül’de olağanüstü toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi 3 Eylül 2002’de seçim kararı almış, milletvekili aday listelerinde yer bulamayan “küskünler”in sonuçsuz girişiminin ardından 3 Kasım 2002 Pazar günü seçime gidilmiştir.
Şimdi bu dönemi kısaca inceleyelim:

1.1. Başbakan Ecevit’in Rahatsızlanması

Daha önce de yaş gereği bazı hafif rahatsızlıklar geçiren DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit (78) 4 Mayıs 2002 tarihinde aniden rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Yaklaşık 1,5 gün sonra taburcu edilen Ecevit, bu tarihten sonra sık sık rahatsızlanarak aralıklı olarak hastanede tedavi ve müşahede altında tutuldu. Ecevit’in rahatsızlığına konan son teşhis, ünlü ABD asıllı eski boksör Muhammed Ali’nin de duçar olduğu “Parkinson” oldu.

1.2. Kemal Derviş’in “Siyasi Belirsizlik” İddiası

Ecevit’in rahatsızlığıyla başlayan ve hükümet ortakları arasındaki AB tartışmasıyla iyice büyüyen belirsizlik ortamı Devlet Bakanı Derviş’i ürküttü. Derviş kendisini ziyaret eden Egeli sanayicilere, belirsizliğin uzaması halinde uzun vade için “karamsar” olduğunu söyledi ve kaygılarını şöyle anlattı:
“İhracat ve turizm gelirlerinin iyi gitmesi ve borçların çevrilebilmesi sayesinde kısa vadede bu belirsizlik ortamı için çok fazla endişelenmeye gerek yok. Ancak belirsizlik uzarsa daha kötü oluşumlara yol açabilir. Döviz girişine, Türkiye’ye, programa zarar verebilir. BU belirsizliğe Ecevit’in yokluğu yol açtı. AB konusunda adım atılamadı. Bu, dış yatırımcılar tarafından gerçekten kötü algılanıyor. Keşke AB için bu ay içinde gerçek adımlar atılsa… Meclis’ten çıkan yasalar da eşgüdüm yokluğu nedeniyle uygulanamıyor. Bundan da ciddi rahatsızlık duyuyorum.”
Bu sözler gündemde deyim yerindeyse deprem yarattı. Bu tarihe kadar Ecevit’in iyileşerek görevinin başına dönmesini bekleyen kamuoyu, bu tarihten sonra “siyasi belirsizlik” konusu üstüne yoğunlaştı ve çeşitli senaryolar üretilmeye başlandı

1.3. “Ecevit’siz ve MHP’siz AB Hükümeti” Senaryoları ve Yeni Oluşumlar

Derviş’in bu çıkışından sonra medya ve ülke gündeminde konuşulan tek konu, o sırada Türk Milli Takımı’nın da mücadele ettiği ve G. Kore ile Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği Dünya Kupası’nı bir kenara koyarsak, “Ecevit’siz ve MHP’siz AB hükümeti” oldu. Bu senaryolara göre zaten çok yaşlı ve rahatsız olan Bülent Ecevit, yerine bir “veliaht” bırakarak siyasi hayattan çekilecekti. AB reformlarına, özellikle de Abdullah Öcalan meselesinden dolayı idam cezasının kaldırılmasına karşı çıkması kuvvetle muhtemel olan MHP de hükümet dışında bırakılacak ve kurulacak yeni hükümet ülkeyi AB üyeliğine götürecek reformları hızlı ve etkili bir şekilde hayata geçirecekti
Bu senaryolar konuşulurken, Ecevit’in çevresinden uzaklaştırdığı Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, daha önce DSP’den ve Dışişleri Bakanlığı’ndan istifa etmiş olan İsmail Cem ve son gelişmeler sonucunda Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevinden istifa eden Kemal Derviş bir araya gelerek yeni bir siyasi oluşuma gittiler. Bu oluşuma daha çok DSP’den ayrılan ya da ihraç edilen milletvekilleri katıldı. Yeni kurulan partinin adı “Yeni Türkiye Partisi” oldu ve genel başkanlığına İsmail Cem getirildi. “Ecevitsiz ve MHP’siz AB Hükümeti” senaryolarının sahipleri, bu yeni oluşuma dört elle sarıldılar ve kâh doğrudan, kâh dolaylı olarak, mevzubahis hükümetin YTP tarafından kurulması gerektiğini ileri sürdüler.
Ancak Kemal Derviş, seçime çok kısa bir süre kala YTP’den ayrılıp CHP’ye geçecek, YTP de baraj altında kalacaktır.

1.4. Bahçeli’nin Seçim İstemesi

Bu ortam sürerken, gidişten kuşkuya kapılan ve bir süredir bu senaryolara tepkili olan MHP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Dr. Devlet Bahçeli, 7 Temmuz 2002 tarihinde MHP Bursa İl Başkanlığı’nın düzenlemiş olduğu 11. Kocayayla Türkmen Kurultayı’nda basın mensuplarına şu açıklamayı yaptı:
“Madem bir siyasi belirsizlik var… Gelin TBMM’yi 1 Eylül’de olağanüstü toplantıya çağıralım. 3 Eylül’de erken seçim kararı alalım. 60 günlük bir seçim takvimi içerisinde, 3 Kasım’da seçimleri yapalım”
Bu öneri, siyaset dünyasında da kamuoyunda da şok tesiri yaptı. Genel olarak iktidar partileri seçim önerisine şiddetle itiraz ederken, muhalefet partileri bu öneriyi hararetle destekledi.
Bahçeli’nin istediği tarihten de daha önce, 31 Temmuz 2002’de toplanan TBMM, ezici çoğunlukla (449 kabul, 62 ret, 3 çekimser, 20 oylamaya katılmayan, 16 boş sandalye) 3 Kasım 2002 tarihinde seçim kararı aldı ve partiler seçim hazırlıklarına başladı. 12 Eylül 2002’de açıklanan aday listeleri ise, seçim sürecine yeni bir boyut getirdi:

1.5. Küskünler Hareketi

12 Eylül 2002 tarihinde açıklanan ve “liderlerin kendilerine yakın üç-beş kurmayla bir odaya kapanıp oluşturduğu” için “antidemokratik” olduğu tartışmalarına konu olan milletvekili aday listeleri, her seçim olduğu gibi yine “küskünler” kavramını ortaya attı.
“Küskünler” den kasıt, “aday listesine giremeyen veya listedeki yerini beğenmeyen” eski milletvekilleri idi. Bu vekiller, seçimlerin ertelenmesi için harekete geçtiler. Deyim yerindeyse parti parti dolaştılar, ancak başarılı olamadılar. Başlangıçta seçim kararına en çok tepki gösteren kişi olan Başbakan Bülent Ecevit’in “alınmış olan karardan şahsi çıkarlar için geri dönülmez” tavrı, yani “küskünler”in karşısında yer alması, bu kararda çok etkili oldu. Böylece Ecevit, giderayak büyük bir tutarlılık örneği göstermiş oldu.TBMM, 1 Ekim 2002 tarihinde yapılan oylamayla 170’e karşı 191 oyla seçim kararının iptali için verilen önergeyi reddetti.

2. SEÇİM ve SEÇİMİN MEDYAYA YANSIMALARININ ANALİZİ

22. Dönem Milletvekili Erken Genel Seçimleri, 3 Kasım 2002 Pazar günü yapıldı. 8.00’de başlayan oy verme işlemi, tüm Türkiye’de akşam 18.00’de tamamlanmış bulunuyordu. Bu seçimin sonuçlarının, üç farklı nitelikteki gazetede yansımasından evvel, seçimden önceki son birkaç güne bir göz atalım.

2.1. Seçimden Önceki Son Günler

2.1.1. 1 Kasım 2002
Seçimden hemen önceki günlerde, incelemiş bulunduğumuz HÜRRİYET, ZAMAN ve RADİKAL gazetelerinde rutin miting ve seçim propagandaları haberlerini görüyoruz. Bunlardan farklı olarak Radikal gazetesi, 1 Kasım 2002 tarihli sayısında “Demokrasi için sandık başına” manşetiyle halkı sandık başına çağırıyor.
Zaman ise, bir gün önce ilk sayfasında sadece biri orta boy biri de ufacık, iç sayfalarda ise seçimle ilgili kimi teknik haberler (nasıl oy kullanılacağı, kimlerin oy kullanıp kullanamayacağı…) olmak üzere iki seçim haberi (Tayyip Erdoğan’ın seçime girememesinin seçimin meşruiyetini etkilemeyeceği ve mükerrer oy kullananların nasıl cezalandırılacağına ilişkin) veriyor ve esas seçim havasına ancak ertesi gün girebiliyor. Yine Zaman, 1 Kasım 2002 sayısında Fethullah Gülen’in “Her partiye eşit uzaklıktayım” demecine yer veriyor.
Hürriyet ise çoktan girdiği seçim havasını daha çok iç sayfalarda okurlarına yaşatırken, halihazırda Meclis’te grubu bulunan partilere daha çok yer vermesiyle dikkat çekiyor. Aynı gün, Radikal gazetesi dikkat çekici bir ayrıntıyı yakalayarak, yüz binlerce vatandaşın seçmen bilgi kartını alamamış olduğu halde Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) mükerrer oy çekincesini okurlarının dikkatine sunuyor.

2.1.2. 2 Kasım 2002
2 Kasım 2002 tarihli gazetelere baktığımızda Hürriyet’in 1. sayfanın sağ yanını seçim haberlerine ayırdığını görüyoruz. Ertesi gün ülkede seçim varken manşete Çeçen teröristleri çıkarmak elbette dikkat çekici. Seçim için en çok öne çıkan haber ise, iç sayfalarda detaylı bir şekilde verilen, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 10. Yıl Marşı ile ilgili sözleri olmuş. “Değiştim” savıyla seçmen karşısına çıkmaya hazırlanan Erdoğan’ın bu çıkışını “Kendini tutamama” olarak değerlendiren Hürriyet, verdiği genel izlenimin aksine (AKP haber başlıklarının daha iri puntolarla verilmesi ve sayfalarda daha çok yer kaplaması… gibi), seçim öncesinde AKP’ye bir parça önyargılı yaklaşmış gibi görünüyor.
Radikal ise CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın sözlerini manşete çıkarıyor: “Uzaktan kumandayla olmaz”… Haber metnine ve iç sayfalardaki detaylara baktığımızda bunun bir seçim haberi değil “CHP haberi” olduğunu, yani tarafsızlıktan fersah fersah uzak olduğunu gözlemliyoruz.
Zaman ise diğer gazetelerden farklı olarak son derece tarafsız bir manşetle, “Türk halkı yarın sandıkta en zor seçimini yapacak” manşetiyle okur karşısına çıkıyor. Bu haberin spotunda seçimden “anketlere göre sadece iki partinin Meclis’e girebileceği ve kararsız seçmen oranının yüzde 50’yi bulduğu” bir seçim olarak bahsediyor. Ayrıca bazı “satır arası” denebilecek haberlere de imza atıyor. Birinci sayfada verilen “Oy kullanmayan seçmene verilecek 5.000.000 TL’lik cezanın tahsili için 10.000.000 TL gerektiği” hakkındaki haber, bunun tipik bir orneği.
Bugünün gazetelerinde dikkat çeken bir diğer özellik ise, Hürriyet’te “İmralı’ya selam” ifadeleriyle verilen DEHAP Diyarbakır Mitingi’nin Radikal’de “şölen gibi” ifadeleriyle okuyuculara duyurulması olmuş.

2.2. Seçim Günü: 3 Kasım 2002

Seçim günü çıkan gazetelerin manşetlerinde, Hürriyet hariç aşağı yukarı aynı ifadeler var: “Şimdi halk konuşuyor”… Zaman bu düşünceyi “Konuşma sırası halkta” manşetiyle verirken, Radikal ilginç ve tebessüm ettirici bir tarzla, “Şşşşt… Seçmen konuşuyor!” manşetiyle sunmuş.
Hürriyet ise, seçim yasaklarından mı, yoksa bu olayı daha çok önemsediğinden midir bilinmez, Bali’deki terör olaylarında hayatını kaybeden Türkler’i manşete taşımış bu önemli günde. Seçim haberi ise sol üst köşede bir yerlere sıkıştırılmış. Ancak iç sayfalarda doyurucu ve detaylı bilgilere ulaşılabilecek haberleri görmek mümkün. Oy verme süresi boyunca nelerin yasak olduğundan, oy pusulasında partilerin sırasına kadar seçimle ilgili verilebilecek her türlü bilgi, tıpkı diğer gazeteler gibi, okurlara aktarılmış durumda.
Seçimle ilgili en çarpıcı, hatta bazı kesimler için en tüyler ürpertici spot başlık ise Zaman’a ait:
“Erken seçim kararının alındığı 3 Ağustos’tan bu yana küskünler hareketi, ittifak tartışmaları ve parti bölünmeleri gibi pek çok siyasi gelişmeyi sessizce izleyen halk, ‘son sözü’ bugün sandık başında söyleyecek.”

2.3. Seçim Sonrası

2.3.1. Ertesi Gün: 4 Kasım 2002
Türk halkının büyük bir şokla uyandığı 4 Kasım 2002 sabahında gazetelerin
manşetleri de bu şoku yansıtmakta. Hürriyet gazetesi “Sosyal patlama sandıkta oldu” sürmanşetini atarken, manşete, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sonuçlar aşağı yukarı belli olduktan sonra yaptığı konuşmasında altını çizdiği altı hassas konuyu “6 Güvence” manşetiyle okurlarına duyuruyor. Radikal gazetesi “Seçmen ağır konuştu” manşetiyle çıkarken, birinci sayfada seçimin sonuçlarını bir çırpıda özetleyiveriyor:

Seçmen ağır konuştu

Meclis’e sadece iki parti girebildi. AKP tek başına iktidar
4 Kasım 2002 – Radikal

• 1987 genel seçiminden beri ilk defa bir parti tek başına iktidara geldi.
• 1946 seçiminden beri ilk kez sadece iki partili bir parlamento oluştu.
• İktidar yüzde 55′ti, 15′in altına indi. Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri milletvekili bile seçilemedi.
• Ana muhalefet Meclis dışında. DYP 200 bin kadar oyla barajın altında.
• Türkiye’ye gelmeye korkan ‘Jet’ lakaplı Fadıl Akgündüz milletvekili. Altı bağımsız aday daha seçildi.
• AKP 81 ilin 55′inde, CHP 13′ünde birinci. DEHAP Doğu ve Güneydoğu’da 13 ili aldı ama Meclis dışında.
• Sadece 59 milletvekili tekrar seçildi. Meclis dışı kalan partilerde deprem var.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’nin “2003 yılında olağanüstü genel kurul toplayıp aday olmama” veya daha net bir ifadeyle “çekilme” kararının gazetelerde hak ettiği yeri bulamaması da diğer bir dikkat çekici özellik. Oyların yüzde 46,5’inin Meclis dışında kalmasıyla seçimin “temsil krizi” ile sona erdiğini haklı bir biçimde ortaya koyan Radikal’in, Türk siyasi hayatında nadir görülen bu onurlu davranışa yer vermemesi, Hürriyet ve Zaman’ın birinci sayfada kısacık yer vermesi düşündürücüdür.
Bunların dışında incelediğimiz üç gazetede de birbirine benzer ve birbirine yakın tekniklerle yazılmış haberler görülmekte. İstisnai olarak magazine daha yatkın bir gazete olan Hürriyet’in ikinci sayfasında görülen “Ünlüler sandık başında” haberi de olaya ayrı bir renk katmış.
Seçimle ilgili en nötr manşeti atan Zaman gazetesi, “AK Parti tek başına iktidar” manşetiyle çıkardığı 4 Kasım 2002 sayısının ilk sayfasının hemen tamamını seçim haberlerine ayırmış ve iç sayfalarda bu haberlerin detaylarını, seçimin yankılarını, iktidar ve muhalefet partilerinin Meclis dışında kalmasını ve Bahçeli’nin çekilme kararını ayrıntılarıyla duyurmuş.
Yine her üç gazetede ortak olarak gördüğümüz haberler olarak AKP’deki sevinç ve CHP’deki hüzün, baraj altında kalan partilerdeki hüsran ve öfke, ayrıca “memleketten seçim manzaraları” diyebileceğimiz ilginç detaylar mevcut. Ayrıca üç gazetede de il il milletvekili listesi de göze çarpıyor.

2.3.2. 5 Kasım 2002
5 Kasım tarihli gazetelerde daha çok seçim sonuçlarının dış basında yansımaları ve ekonomideki etkileri ele alınmakta. Hürriyet gazetesi bunlara ek olarak büyük patronların görüşlerine yer veriyor ve onların ortak kanıları olan “tek parti iktidarı geldiyse bir an önce sorunlara eğilmek gerekir” görüşünün altını çiziyor. Ayrıca üç gazete de, Bahçeli’den sonra Mesut Yılmaz’ın ve Tansu Çiller’in de çekildiği haberleri söz konusu.
Bunların yanı sıra özellikle Hürriyet ve Zaman gazetelerinde Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği mesajlar, değişik başlıklarla yer alıyor. Örneğin Hürriyet, manşete çıkardığı haberinde “Emanetçi olmaz” başlığını kullanırken Zaman, “Erdoğan: 43 yıllık AB rüyamız için hemen yola çıkıyoruz” diyor.
Siyasi yapının baştan aşağı değiştiğinin ve müzmin liderlerin birer birer siyaset sahnesinden çekildiğinin altını çizen Radikal de, iç sayfalarında yine diğer gazeteler gibi dış dünyadan tepkileri göz önüne sererken, kamuoyunda “Jet Fadıl” olarak bilinen Fadıl Akgündüz’ün milletvekili olarak dokunulmazlık kazanmasının verdiği rahatsızlığa dikkat çekiyor. Aynı konuyu üçüncü sayfasında inceleyen Hürriyet, beşinci sayfasında Emin Çölaşan’ın son derece isabetli yorumlarına da yer veriyor.

3. ANNEM VE BABAM NASIL BİR HABER İSTERDİ?

Türkiye’nin siyasal yapısının baştan aşağı değişime uğradığı 3 Kasım 2002 – 22. Dönem Milletvekili Erken Genel Seçimi ile ilgili haberlerin medyada, özellikle de yazılı basında nasıl yansımasının beğenilerini kazanacağı konusunda annem ve babamla uzun uzun konuştum.
Annem, seçim gecesi görevi bırakacağını açıklayarak Türk siyasi tarihinde eşine az rastlanır bir tavır sergileyen MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’nin bu tavrının medyada gereken ilgiyi görmediği kanısında. 18 Nisan 1999 seçimleri sonrası baraj altında kalan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın istifasından sonra seçim başarısızlığının getirdiği ilk çekiliş olayının yazılı basında daha çok yer bulmuş olmasının kendisini memnun edeceğini belirten annem, bunun dışında haberleri doyurucu ve tatmin edici buluyor.
Babamsa “Keşke AKP’nin konumunda MHP’yi görseydim” diye söze başlarken, işin gerçeklik boyutunda verilen haberleri ve haberlerin sunuş şeklini tatminkar bulmakla birlikte, o da Bahçeli’nin çekilmesinin yazılı basında az yer bulduğu inancında. Dahası babam, Bahçeli’nin bu davranışının bir taktik olduğu düşüncesine de sahip. Nitekim Çiller ve Yılmaz uzunca bir süre siyasi arenada görünmezken Bahçeli, tabanın baskısına dayanamayarak geri dönmüştü.

4. BEN BU HABERİ NASIL VERİRDİM?

Eğer ben o tarihte bir gazetenin genel yayın yönetmeni olsaydım, bu gazete muhtemelen Hürriyet olsun isterdim. Hürriyet’in ve Doğan grubunun akıl almaz kaynakları ve habercilik olanakları, bana geniş bir manevra alanı sunardı.
Birinci sayfada manşeti “SİVİL İHTİLAL” olarak atmayı düşünürdüm. Çünkü bu seçim, gerçek manada bir sivil ihtilal olmuş, halk, yoksulluğunun sorumlusu olduğunu düşündüğü, Meclis’teki bütün partileri bir anda alaşağı etmiştir. Bundan yola çıkarak da spot başlığımı şu şekilde atardım:
“3 Kasım seçimleri, siyasi tarihin en büyük tasfiye operasyonuna dönüştü. AKP tek başına iktidar, CHP tek başına muhalefet oldu. Millet, 2001 kriziyle kat kat fakirleşmesinden sorumlu tuttuğu, iktidar-muhalefet hemen tüm partileri bir anda alaşağı etti”
Alt başlıklarda Ecevit, Yılmaz, Çiller, Bahçeli gibi yılların liderlerinin saf dışı kaldığını vurgular, özellikle ülkede irticanın babası haline gelen Necmeddin Erbakan’ın saf dışı kalmasını sevinçle duyururdum.
MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’nin çekilme kararını birinci sayfada mutlaka verir, hacmini mümkün oldukça geniş tutar, diğer liderlerin tepkilerini vermekle birlikte, Bahçeli’nin davranışını onlara da örnek gösterirdim.
Seçimle ilgili detay denebilecek haberlere iç sayfalarda uzun uzun yer verir, ilginç denebilecek haberleri ve kareleri (Örneğin yan yana oy kullanan türbanlı ve kolsuz tişörtlü iki kadın gibi) özellikle ön plana çıkarmaya çalışır, gazetenin tam ortasına denk gelen sayfada ise seçimin rakamsal analizini yapar ve yine bu sayfada il il milletvekili listesini yayınlardım.

— oOo —

KAYNAKÇA

• Hürriyet gazetesi Kasım 2002 arşiv cildi – Basın Müzesi Kütüphanesi Arşivi
• Zaman gazetesi Kasım 2002 arşiv cildi – Basın Müzesi Kütüphanesi Arşivi
• Radikal gazetesi Kasım 2002 arşiv cildi – Basın Müzesi Kütüphanesi Arşivi
• Sabah gazetesi Internet sitesi: http://www.sabah.com.tr

24/12/2008 Posted by | Uncategorized | Yorum yapın

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE 1950–1980 ve 1980–2004 DÖNEMLERİNİN KIYASLANMASI

G İ R İ Ş

Türkiye’nin hem ekonomik ve hem de siyasi tarihinde,1950’nin bir dönüm noktası olduğu,artık herkesin kabul ettiği bir gerçektir.1946 yılında,Adnan Menderes önderliğinde Demokrat Parti’nin kurulmasıyla birlikte Türkiye çok partili hayata kesin bir geçiş yapmıştır.1950’de ise,Cumhuriyet tarihinde ilk defa hükümet değişikliği olmuş,Demokrat Parti,ezici çoğunlukla tek başına iktidara gelmiştir. 1960’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Genelkurmay Başkanı Org. Cemal GÜRSEL liderliğinde yönetime el koymasıyla DP iktidardan uzaklaştırılmış,1983 yılına kadar sürecek,zaman zaman tek başına iktidarlarla ve 1971’de muhtırayla küçük kesintilere uğrayan “Koalisyonlar Dönemi” başlamıştır.
1980 yılı da,tıpkı 1950 yılı gibi Türk siyaseti ve ekonomisi için dönüm noktasıdır.İlk olarak,24 Ocak kararlarıyla Türkiye,liberalizme,kanımca çok erken ve hazırlıksız bir geçiş yaptı. 70′lere damgasını vuran şiddetli enflasyon ve döviz darboğazı 24 Ocak 1980 Kararları’na temel oluşturdu. 1980′de enflasyon tarihi bir rekor kırarak TÜFE yüzde 115.6, TEFE’de 98.8 oranlarına ulaştı. Koruyucu ekonomi yerine dışa yönelik sanayileşme tercih edilerek küreselleşen dünya ekonomisine entegrasyon amaçlandı.
24 Ocak 1980 tarihinde, TL dolar karşısında yaklaşık yüzde 49 oranında devalüe edilerek dolar kuru 47 liradan 70 liraya çıkarıldı. 1 Temmuz 1981′den sonra ise günlük kur ayarlamasına geçilecekti. 24 Ocak Kararları’nın önemli bir ögesi olan sürekli devalüasyon ile (paranın değerini düşürerek) ihracatta rekabet üstünlüğü elde etmek ve ucuz emek sunumuyla da yabancı sermayeyi çekmek amaçlandı.
Kamu kesiminin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatı yüzde 100-400 arasında artırılarak, temel malların kapsamı sınırlandırıldı. Zamlar, akaryakıt ve benzinde yüzde 50′lere, tekel ürünlerinde de yüzde 100′lere ulaştı. Ücretler, istikrar programının uygulandığı ilk iki yılda geriledi. 1979 Aralık ayında 100 birim olan geçinme alım gücü 1980 Haziran ayında 79.1′e düştü. 12 Eylül Darbesiyle de programın uygulanma şansı artırıldı. Demirel hükümetinin 8 ayda 122 bin 140 işçiyi etkileyen 77 grev erteleme kararları, grev yasağına dönüştürüldü.
Döviz yasağı kalkmış,ithalatın önündeki engeller kaldırılmıştır.Bunun akabinde,12 Eylül 1980’de,Türk Silahlı Kuvvetleri,Genelkurmay Başkanı Org. Kenan EVREN liderliğinde yönetimi ele almıştır.7 Kasım 1982’de yapılan halkoylamasıyla da Türk toplumu tekrar demokrasiye geçmiştir.Bu döneme,24 Ocak Kararları’nın mimarı,1983-1989 döneminin başbakanı,1989-1993 döneminin ise cumhurbaşkanı olan Turgut ÖZAL,kelimenin tam anlamıyla damgasını vurmuştur.

A-ENFLASYON

Enflasyon, Türkiye için her zaman bir sorun olagelmiştir. Özellikle 1980’ler ve 1990’larda enflasyonun sürekli çift haneli rakamlarda dolaşıyor olması, ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkilemiştir.2004 yılından itibaren ise enflasyon, özellikle de tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) tek haneli rakamlara indirilebilmiş,ancak bu henüz fiyatlara yansıtamamıştır.Ancak 1950-1980 dönemine baktığımızda,enflasyonun ortalama %10-%13 civarında olduğunu görürüz.Bu oran yine de yüksek bir orandır.Ancak 1980-2004 dönemine kıyasla hiç de fena sayılmayacak bir orandır.Yukarıda da bahsettiğimiz gibi,bu oran aynı zamanda,Türkiye’nin,artık kronikleşmiş olan enflasyon sorununun da çarpıcı bir örneğidir.
Bu dönemde (1980-2004) meydana gelen önemli ekonomik olaylar ise sırasıyla 1994 krizi,5 Nisan Kararları ve devalüasyon,Türkiye’nin AB’yle Gümrük Birliği’ne girmesi,1999-2001 krizleri ve 17 Aralık 2004 tarihinde AB üyeliği için müzakere tarihinin alınması sayılabilir.Bu hatırlamaların ışığında rakamlara bakacak olursak,1980-2004 döneminde,enflasyonun %54-60 seviyelerinde olduğunu görürüz.Her ne kadar enflasyon,şu günlerde %9 seviyelerinde olsa da,1994 yılında %150’ler seviyesinde olmuştur.Bu rakamlar,tüm bu sürecin ortalama görünümüdür.
Görüldüğü üzere 1950-1980 arasında enflasyon,çok önemli bir sorun değilken,1980’den sonra önemli derecede artmış ve günlük hayatı zorlaştıran bir etken olmuştur.Kanımca buna,iç dengeler ve piyasalar henüz tam anlamıyla hazırlanmadan,liberalizme çok erken geçilmesi sebep olmuştur.

B-ORTALAMA BÜYÜME HIZI

Yukarıda zikrettiğimiz olayların ışığında,büyüme hızlarını incelersek;karşımıza çıkan ortalama sonuçlar aşağıdaki gibidir:
1950-1980 Dönemi
Tarım:%3
Sanayi:%8,35
Hizmetler:%6,38
Genel ortalama: %6,01

1980-2004 Dönemi
Tarım:%0,79
Sanayi:%4,2
Hizmetler:%3,41
Genel:%2,8

Yukarıdaki verilerden de anlaşıldığı üzere,1980 sonrasında uygulanan politikalarla tarımsal üretimde büyüme ağır bir darbe yemiş,sanayi ve hizmet sektörlerinin gelişimi ise yarı yarıya düşmüştür.Özellikle 1994,1999 ve 2001 yıllarında yaşanılan büyük krizler,ekonomide müthiş bir küçülmeyi beraberinde getirmiştir.Ekonomi,son yıllarda bir parça toparlanıp 2001 yılında meydana gelen,Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizinin izlerini silmeye başlamışsa da,krizin etkileri hâlâ hissedilmektedir.

C-İŞSİZLİK

Bir ülkedeki işsizlik,aslında,eksik istihdam ile işsiz insanların toplamıyla oluşan “âtıl iş gücü” nü ifade eder.Türkiye’de işsizlik,hiçbir zaman sıfır olmamıştır.Başka bir deyişle Türkiye,hiçbir zaman “tam istihdam” seviyesine gelememiştir. Bu durum,liberal ve neo-klasik tezler ile bir çelişki gibi görünmekle birlikte,bir çok ülkenin de bu durumda olması,bu tezlerin gerçek hayatta pek de sağlam olmadığının göstergesidir.
1950-1980 yılları arasında işsizlik oranı,ortalama %3-%4 seviyelerindedir.Bu,işsizliğin çok büyük bir sorun teşkil etmediğinin işaretidir.Ancak,1980’den sonra işsizlik hızla tırmanmış,1999 ve 2001 krizlerinde milyonlarca kişi işinden olmuş,binlerce KOBİ kapanmış ve işsizlik ortalama %15-%17 seviyelerine yükselmiştir.Buna,kimi çevrelerce tarım sektöründeki müthiş gerileme nedeniyle “gizli işsizler” olarak adlandırılan tarım sektöründe istihdam edilen insanlarımızın dahil olmadığına ve bu rakam dahil olduğu takdirde,işsizliğin %30’lar gibi korkunç bir rakama ulaştığı da gözden uzak tutulmamalıdır.

D-CÂRÎ AÇIĞIN GSMH’YE ORANI

Cârî açık,başka bir deyişle Kamu Kesimi Borçlanma Gereği (KKBG),özellikle son yıllardaki hızlı tırmanışıyla ekonomi çevrelerini endişeye sevk etmektedir.Özellikle 1999 ve 2001 krizleri sonrasında IMF ile yapılan anlaşmalar sonrasında cârî açık hızla artmış ve günümüzde korkutucu rakamlara ulaşmıştır.Bu durum ise,gelirlerin büyük bir kısmının borç ödemelerine gitmesi ve bir çok yatırımın yarım kalmasına,hatta proje halinde olan yatırımlara başlanamamasına sebep olmuştur.
Cârî açığın GSMH’ye oranı ise,aşağı yukarı,bir ülkenin iç ve dış borçlarını ödeyebilme gücünü gösterir.Yani kaba bir tabirle,câri açığın GSMH’ye oranının yükselmesi,bir nevi ekonomik kriz belirtisidir.Bu nedenle cârî açığın GSMH’ye oranının son yıllarda hızla yükselmesi,Türkiye ekonomisinin hızla iflâsa gittiği,hatta,Arjantin’de yaşanan kriz ve sosyal patlamaya atıfta bulunularak “Türkiye ikinci bir Arjantin olacak” yorumlarına sebebiyet vermiştir.1
Bu bilgilerin ışığı altında rakamlara bakacak olursak,1980-2004 döneminde cârî açığın GSMH’ye oranının %15-%20 seviyesinde olduğunu görürüz ki,bu,son dönemlerde ekonomide görülen (veya gösterilen) pembe tablonun aksine,tehlike çanlarının çoktan çalmaya başladığının göstergesidir.Oysa,1950-1980 döneminde bu oran %3-%5 civarındadır ki,bu büyük bir sorun teşkil etmemektedir.

S O N U Ç

Sonuç olarak,1950-1980 döneminin aksine Türkiye,1980’den sonra hızla geriye gitmiş,neredeyse Osmanlı Devleti’nin son yıllarında görülen bir ekonomik seyir içine girmiştir.Bunun en önemli sebepleri ise,kanımca,1980’den itibaren,hatta temelleri,1970’lerin ikinci yarısında atılan ve çok erken başlanan hızlı dışa açılma ve liberalleşme politikalarıdır. Ancak, bu hızlı düşüşte, daha önceleri uygulanan “ithal ikameci” ve “ihracata yönelik” politikaların da payı az değildir.Türkiye’nin düzlüğe çıkması ise,kanımca Gümrük Birliği’nden derhal ayrılması,IMF ile olan ilişkilerini hızla koparması ve borçlarını uzun vadeye yayacak girişimlerde bulunması, hatta gerekiyorsa, günlük deyişle “ileri giderek” moratoryum ilân etmesi ile mümkündür.
——————————————
1 Yeldan “Is Turkey Next Argentina? (Türkiye Yeni Arjantin Mi?)” The New York Times

24/12/2008 Posted by | Uncategorized | , , , , , , , , | Yorum yapın

   

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.